23 Aralık 2023 Cumartesi

İş yaparken gecikme ve oyalanma hali üzerine

Her insanın hayatı boyunca iş yaparken kendini kaybettiği ve zamanın nasıl geçtiğini asla anlamadığı bir uğraşı muhakkak olmuştur. Yapılan işin ne kadar önemli ve büyük olduğunun bir önemi yok aslında. Kendimde farkettiğim bu garip özelliğin sizlerde de olduğuna inancım tam. Çünkü sadece bende olamayacak kadar hoş bir vasıf. Eline aldığı işi oyalanarak yapma huyuna sahip bir insan değilim açıkçası. Bir an önce en güzel hali ile tamamlanması gerektiğine inanırım, bazen bunun tam tersine hareketler sergilesem bile genel çalışma prensibim bulur. En azından işim ile alakalı böyle düşünürüm. Özel hayatımda biraz daha sakin hareketler sergilemeye bayılırım, tadını çıkarmak isterim çünkü zamanımın. İş yaparken uzaklara dalmak kadar insanı tatmin eden başka hiçbir şey bilmiyorum ben.

Arka fondan çalan minik ve ritim tutturan bir müzik eşliğinde kendi etrafındaki bütün canlıların varlığını yok saymak pahasına yaptığın o iş…  Dünyada benden başka hiçkimse yok, bu işden daha önemli hiçbir iş yok ve zamanın varlığı dahil koca bir yalan hissiyatı ile çalışamayan insan - en azından hayatında bir defa - ben hayattan lezzet aldım diyememeli gibi.


22 Ekim 2023 Pazar

PALYAÇO

kaç kişiyi öldürdüm düşlerimde
kaç kilo çekerdi yalnızlık
kaç kere ezildim altında
yaz yağmurlarının

belki de palyaçolar ağlardı pazartesi sabahları
her sirk geldiğinde ağlamaklı olurduk
hep ağlamaklı olurduk gülünecek halimize

kim sevmezdi çiçekleri filan
”ben sevmezdim” dedim, “yalan” dedi

bunu palyaço söyledi,
palyaço söyledi ben yazdım
yazdım, yazmasam ağlayacaktım

herkes ağlarmış biraz, ben de ağladım
sırf bu yüzden mi ağladım
alçaklık gibi bir şey oldu bu biraz

biraz birazdım her şeyden
dün biraz sinirlenmiştim mesela
yarın bir kadını seveceğim biraz
biraz biraz kör oldum bügünlerde

ama rakı kadehlerini boşaltmayın
eksilmesin hiçbir şey
hiçbir şeyden dahi olsa
kalsın biraz
*
umursamıyorum yılgınlığımı filan
çünkü sessizce yaşanmalı her şey
bir devrim sesszce olmalı mesela
ve her sözcüğüne inanmalı bir palyaçonun

bir palyaço neden yalan söylesin ki
ben palyaço olsaydım söylemezdim
marangoz olsaydım da söylemezdim
ben insan olsaydım yalan söylemezdim!

hem nereden çıkardınız palyaçonun yalnızlığını
kaç kilo çeker ki bir palyaço
hem neden yüzüme vuruyorsunuz
bir çirkin ördek yavrusu olduğumu

gocunmam ki ben, ben gocunmam
bir palyaço ne kara gocunmazsa
o kadar, o kadar gocunmam işte

rakı doldurun! eksilmesin
*
bitmedi, yazacağım daha
yazmazsam ağlayacağım çünkü
alçakça olacak biraz

hem biz o zaman kimdik ki, nerelere giderdik
her sokakta biraz daha eksilirdik
bilirdim, geceleri puslu puslu olurdu bazen
bazen birisi fısıldarmış gibi olurdu
”duyamadım”, derdim, “tekrar et!”
sessizliğe bürünürdü o vakit her şey
sokaklar daha bir puslu
palyaçolar daha bir ağlamaklı olurdu
ve ben daha bir alçak olurdum
ağlardım biraz

hem sen kimsin, çekiştirme diyorum
hatta kuyruğuma basma diyorum
acıyor, tırmalarım,-
diyorum

kahrol, kahrol!
diyorum
*
geçen gün yüzüme rastladım bir ilan panosunda
korktum birden, kusacak gibi oldum
”olur öyle” dedi palyaço,
”herkes alçaktır biraz”
”otur ulan!” dedim, bağırdım ona
ben bazen bağırırım biraz

”rakı doldur!” dedim, “eksilmesin!”
ben bazen eksilirim biraz
aslında hepimiz eksilirmişiz biraz
bunu sonradan öğrendim

ben aslında her şeyi sonradan öğrendim
herkes herkesi sonradan öğrenirmiş
bunu da sonradan öğrendim

örneğin;

geçen gün bir kadınla seviştim
biraz değil çok seviştim

ya işte öyle palyaço
diyorum ki,
bunu da yeni öğrendim
sevişmek de eksilmekmiş biraz
*
kim sevmezdi ki kuş ötüşlerini filan
”ben sevmezdim” dedim, “yalan”
dedi
bunu palyaço söyledi
palyaço söyledi, ben yazdım
yazmasam, alçak olacaktım
hem ben roman da yazdım biraz

bazen diyorum ki, palyaço,
sen olmasan ben ne yaparım
alçakça eksilirim belki biraz
her yağmur yağışında yerindi dibine girerim
hiçbir kadının kasıklarını öpemem belki
ya da unuturum sonradan öğrendiklerimi

biraz biraz anlıyorum ki,
yüzler eller, o terli vücutlar filan
her şey plastikmiş biraz
*
haydi sirtaki yapalım palyaço
rakı doldur, yine eksildik biraz.


Turgut Uyar

28 Eylül 2023 Perşembe

YALNIZLIK

Kuş uçmaz, kervan geçmez bir yerdesin.
Su olsan kimse içmez,
Yol olsan kimse geçmez,
Elin adamı ne anlar senden?
Çıkarsın bir dağ başına,
Bir ağaç bulursun Tellersin
pullarsın Gelin eylersin.
Bir de bulutları görürsün,
bir de bulutları görürsün,
bir de bulutları görürsün.
Köpürmüş gelen bulutları.
Başka ne gelir elden?
Çın çın ötüyor yüreğimin kökünde
şu dünyanın ıssızlığı.
Tanrı kimsenin başına vermesin
böyle bir yalnızlığı! 

-Yaşar Kemal (Acı olsun Yaşar ağam, acı)

9 Eylül 2023 Cumartesi

ARAYIŞLARIMIN ŞİMDİKİ VE ŞİMDİLİK CEVABI

Yıllardır süren bir arayış içinde olduğumu zaten biliyordum. Arayış içinde olduğumu fark etmem tahmini 6 yaş civarına tekabül ediyor. Ölüm haberleri sonrasında ne olduğunu anlayamadığım bir boşluk hissetmiştim içimde. Yanlış anlaşılmasın diye hemen düzeltiyorum, bu ölüm haberlerinin birinci, ikinci,üçüncü veya dördüncü derece akrabalarımla hiçbir ilgisi yok. Samuray Jack izlerken tesadüf ettiğim bir sahne idi aslında. Konumuzdan dağılmadan devam edeyim, sanal bir kayıbın acısını en derinlerimde hissetmiştim. Aslında herkes olması gerektiği yerdeydi ama benim içimde bir çatlağa yol açtı. Bu çatlak yavaş yavaş derinleşmeye başladı, hayatla büyük bir tanışıklığım olmamasına rağmen içimde bir alternatif dünya olduğunu fark etmeye başladım. İlk başlarda (yaklaşık 15 sene kadar) kafamın içimde var olan ve  etrafımdaki insanların, bunlar arasında annem babam ve kardeşlerim de var, henüz göremediğini bilmediğim LEGOLAND’ın şu anki halime geleceğimi bilememiştim. Bugünün olgunluğu ile söyleyebilirim ki yolculuk çok zor geçti ancak cevaplayamayacağıma emin olduğum soruların büyük bir bölümüne cevaplar bulmuşum. Hemde somut yardımsız.. Yani hayattaki insanlar bana cevaplarımı bulma, hayat yolunda manevra yapabilme ve kendi doğrularımı oluşturma konusunda çok da yardımcı olamadılar. Hayatta olmayan insanların çok desteğini gördüm ama kimsenin hakkını yemek istemem. Bunların büyük bir bölümü ile kendi kendime asla tanışamazdım. Erkek kardeşim bu konuda istemsizce bana çok fayda sağladı. Erkek kardeşim de bir kavganın içindeydi, ancak henüz kavga etmek yerine arayış içinde olmak zorunda olduğunun farkında olamayacak kadar yolun başındaydı. Bir gün erkek kardeşimin kütüphanesine bakıp zaman öldürmek için ne yapabilirim diye aranıyordum. O şurada karşıma Dante’nin İlahi Komedya’sı çıktı. Kitabı açıp dalga geçmek için koltuğa oturup bacak bacak üzerine attığım esnada erkek kardeşim yaptığım semeliği izliyordu. Hakikat şu ki ben de güler geçeriz böylece zaman öldürmüş oluruz düşüncesindeydim… Ta ki kitabın ilk birkaç satırını okuyup ilk kitap sayfasını hızlıca gözlerimle yutana kadar. Bir anda evdeki aptal hareketlerimden sıyrılıp LEGOLAND ın içerinde kendi öz dünyama döndüm. Ki daha sonraları LEGOLAND’a Diyojen Kulübü ismini verdim. İlerleyen satırlarda konu tesadüf ederse bu değişimden de söz ederim ama söz vermeyeyim. Evet. Her bir cümleyi okumanın bana hissettirdiği şey, yıllar önce tanıştığım ve gençlik yıllarımızda beraber sabahlara kadar oturup arayışlarımızı tartıştığımız bir arkadaşımın (ki öyle biri pek yok) sözlerini işitmek gibiydi. Ama nasıl olur diye tedirgin oldum. Okumaya devam edemedim. Kitaba bakıyordum ama okuyamıyordum. Bu adam bu cümleleri yazarken, ki kitabın Türkçe çevirisinin kısaltılmış versiyonuna baktığımı hatırlatmak isterim, beni ve arayışlarımı asla bilmiyordu. Nasıl bana bu kadar samimi gelen bir giriş yapabildi peki? Söylediklerinin beni etkilemesinden bahsetmiyorum. Cümle kurma şeklinin ve olayları anlatma tarzının bana beni anımsatmasını ve sanki gerçekten karşımda iyi anlaşabileceğim ve sohbet edebileceğim bir insan olma ihtimalini diriltiyor tükenmiş umutlarımın arasından. Sonra bir anda aydınlandığını farkettim. Benim beni anlaması için ihtiyacım olan dert ortağı ve sohbet arkadaşı ve sırdaşlarımın hepsi ölmüş. Benim arkadaşlarım öldü de ben mi kaldım yoksa Samurai jack gibi geleceğe gönderilip oraya hapis mi edildim o zamanlar bu ayrımı net olarak yapamıyordum. Şu anda daha da olgunlaştı düşüncelerim ve aslında ölmüş arkadaşlarımın hepsi ile aslında ruhen akraba olduğumuzu, bu soyut akrabalığın somut akrabalıktan farklı olmadığına inanıyorum. Belki gelecekte daha dinamik ve kapsamalı bir inancım olur. 

Evet bütün bu aydınlanma süreci yaklaşık olarak gerçek zaman dilimine göre 4 dakika falan sürdü, benim koltuktan tamam ben aydınlandım diye kalkmam ve bunun aslında sahnem icabı gereği farkında olmadan söylediğim bir replik olduğunu yine yıllar sonra o anları hatırlayınca fark ediyorum. Benim için gayet uzun bir zaman dilimiydi ancak şahitlerimden olan kardeşimin gördüğü oturdun baktın ben aydınlandım diyip 4 dakika sonra kitabı yerine koydun. Ki kendisi bu olayı çok komik bulmuştur hep. Oysa benim için her zamanki olaylardan biriydi, sıradandı. 

Şu anda arayışımın farklı bir boyutundayım. Ben aradığımı hep dışarda aradım. Oysa bir bardak çay içerken bile beni rahatsız eden düşüncelerin beni bir yerlere ulaştıracağına inanırdım. Ne yediğimden lezzet alırdım ne içtiğimden ne gezdiğimden… Ben aslında hep başka yerlerde yaşamışım. Keşkelerle zaman kaybedemem, bunu fark ettiğim için aslında bazen kendime de çok şaşırıyorum. 

Mesela yemek yerken çatal ve bıçak kullanıyorum. Evde dahi… yavaş yavaş yiyorum mesela. Yemek yerken başka şeylerin dikkatimi dağıtmasında izin vermiyorum mesela, o an sadece o yemeği yemekle meşgul oluyorum. Baharatlarının ne kadar lezzet katmış olabileceğini sorguluyorum bazen ve yemek bitince içtiği suyu çekmeye ağzımı dayanmadan içiyorum. Bir bardağa doldurduğum su beni kendime karşı önemli hissettirmeye başladı, çay içerken geniş ağızlı porselen misafir çay setini kullanıyorum mesela. Eskir diye korkmuyorum, misafirler ne kadar eskitebilir ki. Öldüğümde bardaklara bakıp hiç kullanamadığı bardaklarıydı diye üzülüneceğini hiç sanmıyorum. Misafir odasına maden suyu doldurduğum ikramlı bardağım ve kahvem ile gidip camdan dışarıyı izleyerek kendime zaman ayırmak, kendime saygımı yükselten bir etkinliğe dönüştü sonunda. Yediğim içtiğim şeyleri evde kendim hazırlıyorum imkan ölçüsünde mesela. Küçük baharatlar deneyerek kendime lezzetlerle tatmin duygusu yaşatırken, sadece önemli zamanlarda ve kişilere yapılacak ikramları yaparak kendime, kendimin ne kadar kıymetli olduğunu hatırlıyorum bellide 6 yaşımdan sonra. Bulunduğum yeri temiz tutmaya çalışıyorum ve etrafa farklı oda kokuları deniyorum. O an sanki kendim ve Diyojen Kulübünün diğer üyeleri ile aramda olan gizli bir ayin başlangıcında gibi oluyorum. Atalarım da benim geçtiğim yollardan geçti belki de. Bardak altlığı kullanarak ilk defa hayattan zevk alıyorum belki de. Güzel, temiz, hoş kokulu ve ütülü giyinmek beni kendime olan sorumluluklarımın en önemlisini farketmeye sürükledi. Yıllardır hayattan lezzet almaya çalıştım. Belki de defalarca bıkkınlığımı ve çaresizliğimi, yalnızlık hissimi ifade ettim lisanı halim ile evrene. Ancak kendime iyi davranmayı hiç öğrenmemişim. Herkesi affetmeye veya herkesten intikam almaya çalışmışım belki, önemli olan ne yaptığım değil kime yaptığım, kendime karşı hiçbir olumlu adımın olmamış. Diyojen kulübündeki dostlarımın da yüzleri gülerek beni seyrettiğini sizlere de söylemek istedim.

İşte bütün arayışlarımın şimdiki ve şimdilik cevabı: Öz saygı

3 Nisan 2023 Pazartesi

Öyle Yıkma Kendini

Öyle yıkma kendini, öyle mahsun, öyle garip

Nerede olursan ol; içerde, dışarda, derste, sırada

Yürü üstüne üstüne, tükür yüzüne celladın, fırsatçının, işbirlikçi hayının

Dayan kitap ile, dayan iş ile, tırnak ile, diş ile

Umut ile, sevda ile, düş ile

Dayan, rüsva etme beni!


Gör, nasıl yeniden yaratılırım

Namuslu, genç ellerinle

Kızlarım, oğullarım var gelecekte

Her biri vazgeçilmez cihan parçası

Kaç bin yıllık hasretimin koncası

Gözlerinden, gözlerinden öperim

Bir umudum sende

Anlıyor musun? 


- Ahmet Arif

23 Mart 2023 Perşembe

İlahi Dünya

Gelecek, koca bir su birikintisi gibi gözlerimin önünde uzayıp gidiyor. Sonunu göremiyorum. Arkama dönüp baktığımda ise yoğun bir sis bulutu içerisinde belirli belirsiz bir manzarayla karşılaşıyorum. İster istemez kısmen görebildiğim bu manzarayı anılarımla birleştirerek kafamda geçmişimi canlandırmaya çalışıyorum. Bana yaşadığım, içinden geçtiğim yılları değil de bir film kesitini anımsatıyor. Sanki o anılar benim yarattığım anlardan değil de bir başkasının sohbet esnasında bana bahsettiği silik betimlemelerden ibaretmiş gibi hissettiriyor. Oysa o yolları aşarken ne büyük zorluklar, ne büyük acılar, ne büyük mutluluklar ve ne büyük dersler görmüştüm. Her insan gibi ben de yaşam yolculuğunda iyi kötü heybemi doldurmakla meşgul olmuştum. Kendimce doğrularım ve yanlışlarım vardı. Kendimce bir kişilik yaratmıştım. Kendime göre kahramalar ve canavarlar tasvir etmiştim. Oysa en büyük kahramanım acımasızca eleştirdiğim ailemmiş. Vaktinden önce mi anladım bunu yoksa tam vaktinde mi anladım bilemiyorum. Ya da düşünürken dahi boğazımın düğümlenmesine vesile olacak şekilde... iş işten geçtikten sonra mı anladım acaba? Babamı eleştirilerim geliyor aklıma. Onunla kavgalarım... O zamanlar ne kadar büyük bir mücadele görüyordum bunu. Şimdi fark ediyorum da büyük mücadele bu değilmiş. Babam da benim gibi bir yolculuktaymış aslında ve o da ne yapması ve ne yapmaması gerektiğini bu yorucu ve zor yolculukta büyük bir sis perdesi içinde elleri ve aklıyla etrafını yoklayarak bulmaya çalışıyormuş. Tehlikenin ve güvenin hangi istikamette olduğunu bilerek değil; hissederek, belki de koklayarak veya sadece ilerleyerek anlamaya çalışıyormuş. Ne zor bir mücadeleymiş bu. Bunu anlamak için kendi ayaklarımla yürümek zorunda kalmam gerekiyormuş. Ve her ne kadar bunu söylerken tecrübelerinin sıcaklığını kendime rehber edinsem de keşke seninle daha çok zaman geçirme ayrıcalığına sahip olsaydım sayın hocam. Bana öğretmediğin, benim seni iş üzerindeyken -yaşarken- izleyerek öğrendiğim gerçekleri nasıl uyguladığımı sana göstermek ve takdirini ve eleştirilerini her daim yanımda hissetmek isterdim aslında. Ancak senin yolculuğun da henüz bitmedi ve hala yalnız bir asker gibi kendi başına bir savaş veriyorsun. Keşke senin savaşında yanında olarak sana destek verebilseydim. Eskiden benim savaşımda yanımda olmanı arzulardım. Ancak şu anda kibrimden ve bencilliğimden ve çocukluğumdan sıyrılarak senin savaşında omuzlarına omzumu dayayarak karşımıza çıkan zorlukları senin önüne atılarak aşmak isterdim. Senin önüne gelen tehlikelerin üzerine senden önce atılıp seni onlardan korurken senin yerine yaralanmak... Bilemiyorum hocam. Bütün bu düşünceler içerisinde iken senin yarım bıraktıklarını tamam etmek üzerine hareket ediyorum. Kulaklarımda çınlıyor çocukluğumda bana anlatmadığın ancak gözlerinde görebildiğim ideallerin. Ve ben benden önce eksik kalanları tamam edemesem de bu yolculuğa ter akıtıp yolculuğu tamamlama umudumu çocuklarıma miras bırakacağım. Dünya vatandaşı olma ve özgür irade ile en doğru yolu bulma idealin... Bu yolculukta senin yanında sadece Allah'ın vardı. Benim yanımda tecrübelerinin sıcaklığı ve senin de yol arkadaşın olur diye ümit ediyorum. Ve bir de hayat arkadaşım var tabi ki.
Ve sevgili annem. Neler yaşadığı ve nelerle mücadele ettiğini anlatmaktan yorulmayan annem. Bana anlattıklarının arkasında anlatmak istediklerini gizleyen ve ben bu bilmeceleri çözerken bana şevkatli gözlerle bakınan ve kendisinden öğrendiğim deneyimlerle kendisine akıl vermekten büyük keyif aldığım ve kendisinin de bu eylemden fazlasıyla memnun olduğuna inandığım annem. Dünya hayatının idea dan ibaret olmadığını ve somut gerçekler olduğuna inanan annem. Aslında annem ve babamın beraber yolculukta olması bana kitaplardan öğrenemeyeceğim gerçeklikler kattı. Çünkü hem hayal hem gerçeklerle hareket etmem gerektiğini ve sadece birine bel bağlamamam gerektiğini katı bir eğitim sürecinde öğrendim. Refleks edindim.
Ve sevgili kardeşlerim. Küçük yol arkadaşlarım. Erkek kardeşimle birbirimizi öldürmeden yetişkinlik çağına varabilmek bile başlı başına bir başarı hikayesi aslında. Birde ebeveynlerimizin akıl sağlıklarını kaybetmemelerini sağlamak var tabi. Hem onların hem kendimizin akıl sağlığını desek daha doğru olur aslında. Erkek kardeşim kendinden enerji üreten dur durak bilmez bir merak içerisinde yenilik peşinde koşma heyecanı güderdi. Ancak duyduğu heyecana rağmen istediğini elini uzatıp alacak cesaret ve bilgeliğe sahip değildi o zamanlar. Ağlar, sızlar, üzülür, debelenir ve hayaller kurardı. Birde başımıza bela açardı. Herşey söyleyebilirim ama asla 2 gün aynı suda yıkandık, aynı problemlerle yüzleştik diyemem. Her daim bir yenilenme içerisinde idik. Yeni problemler yaratılacağı gündüz gibi aşikardı. Bizim yapmamız gerekense yeni problemler yaratılana kadar var olan problemlerden mümkün olduğu kadar fazlasını çözüme kavuşturmak. Bizim problem çözme becerimiz bu şekilde gelişti. ( Problem yaratma becerimizle beraber. ) Yine de şu anda arkama yaslanıp derin bir nefes alıp etrafıma bakındığımda, onu yanımda görüp yeni problemlere karşı yeni çözüm önerileri sunmak için kavga edeceğim bir dostum yanımda olsun isterdim. Kendisi bir kardeşten ziyade baş belası bir dost olmuştur. Hala canım sıkıldığında ve problemlerimin içerisinde boğulmak üzere hissettiğimde kendisi ile iletişim kurup kendi dünyasında yarattığı - komik bile sayılabilecek- büyük (!) sorunları kendi cümleleri ile dinlemek kadar beni rahatlatan çok az şey var. Kendisi ile planladığımız " hayatı sevmek  ve yaşam kavgasında bize har olacak enerji kaynağı " arayısımız devam etmektedir. Bu problemin çözümünü ne zaman ve nasıl bulacagımız hala muallaktadır.
Bir de ailemizin son üyesi küçük kardeşim var. Narin ve kırılgan. Çocuksu ve masum bir arkadaş. 2 numara ile aramızdaki yaş farkı çok yok ama 3 numara ile yaş aralığımız uzun. Bu yüzden kendisi bizim içimizde hem kardeş hemde evlat hissiyatı uyandırıyor. Onunla ilgilenirken kendimide daha yüce bir sorumluluk bilinci hissedip, küçük dertlerini daha büyük yansımalar şeklinde görüyoruz. Tabi bunlar 3 numaramız büyüyene kadardı. Aslında 3 numaranın, beni ve 2 numarayı örnek aldığını ve kendisine kahraman olarak gördüğünü düşünmek beni gururlandırıyor. Ve buna daha fazla layık olabilmek için debelenip durmam gerektiğini hissediyorum. Artık 3 numara da hayat savaşına hazır ve bizim kendisini korumamıza gerek kalmadan -bazen bizi bile şaşırtacak şekilde - problem çözmeye ve problem yaratmaya başladı bile. 2 ve 3 numara ile gurur duyuyorum. Annem ve babamla gurur duyduğum gibi.
Şimdi arkamı dönüp gördüğüm o sisli yoldan başımı çevirip tekrar önümdeki koca su birikintisine bakmaya başlayabilirim.
Her insan gibi ben de arada bu molayı kendime vermek zorundayım. Yoksa yolumu bir daha asla bulamayacakmış hissiyatına kapılıyorum. Yolu bulamamak değil de beni zorlayan düşünce... Yolda yaşadıklarımın kaybolmasından tedirgin oluyorum. Gözlerimi kapatınca gözümün önüne silik silik gelmemesi için defalarca ve defalarca pratik yapıyorum. Hayal ede ede...

ŞİİR: RÜYAMDA 30 YAŞ

Klasik müzik dinleyerek uzanıyordum. Bir rüya gördüm. Dehşet içinde uyandım. Rüyamda 30 yaşındaydım. Oysa daha 7 yaşımdaydım. Nasıl olmuştu ...