Tanrının var olup olmamasının hiçbir önemi yoktur günlük hayatın işleyiş mantığında. Çünkü varlığı ve yokluğu günlük pratikte bir farklılığa neden olmayacaktır. Tanrı varsa daha ahlaklı yoksa daha ahlaksız veya tersi bir eylem zinciri oluşturacak halimiz yok. Hırsızlık yapmak veya yapmamak da benzer şekilde Tanrının varlığından bağımsız şeylerdir. Kişisel etiğinin müsade etmediği eylemleri yaratıcın yasaklamasada yapmayacaksın çünkü. Ancak gerçek nedir sorusunun aranması ise mesele hiçbir diyeceğim yok.
Zihnimde tasvir edebildiğim şekli ile Tanrı büyük bir sanatçıdır. Evreni yaratırken dahi, hiçkimse yaratılış sürecine şahit değilken, bir ahenk üzerine örüntülü ve sistematik bir tiyatral yaklaşımı olduğuna inanıyorum. Güzel bir müzik bestelemek gibi. Etrafında buna şahit olacak hiç kimse olmasa bile, hatta kulakların kendi yazdığın senfoniyi işitemese bile ortaya konulan 9. senfoninin kıymetli olmasının sebebide benzer bir nedendir. Tanrı dünyayı bir sanat galerisi olarak dizayn edip insanları da bu sanat galerisinin içerisinde çeşitli eserlerin esintisinde bulunmak kaderini vermiştir. Büyük bir tablo yapılırken vurulan birkaç fırça darbesinden ibarettir ömrümüz. Bazılarımız ise ömrünü daha fazlası için renklendirir. Birkaç çizik olmak yerine bütünüyle bir obje olup tablonun içerisindeki ağırlığını artırır veya kim bilir... Bir gün tek başına bir tablo olur. Bir tiyatro oyununda büyük veya küçük bütün oyuncuların bir rolü vardır. Kiminin tek bir söz hakkı bile olmazken, kimine sayfalarca konuşma yazılmıştır. Ve hatta bu tiyatro oyunu farklı sahnelerde, farklı oyuncu kadrosuyla ve farklı oyunculuk performansı ile aynı zaman diliminde gösterimdedir kanaatimce. Kimi sahnesi geldiğinde kendini adayarak sergiler performansını, kimi ise utana sıkıla ve oyunu mahvedercesine sergiler performansını. Günün sonunda oyun bitmemiş olacağı ve insanlık tamamen yok olana kadar devam edeceği için oyun sonunda kimin oyununun daha çok beğeni toplayacağı asla bilinemeyecektir belkide. Ancak bunların hiçbir önemi yok.
Freddie Mercury'in de bir şarkısında haykırdığı gibi. "Show must go on !"
Tanrısal senaryonun içerisinde hangi role seçildiğimizi kesin olarak asla bilememekle beraber, ancak kendi yetenekleri ve arzularından haberi olan bir takım aklı selim insanlar oyuna tam anlamı ile katılabilir ve varlıklarını sonsuzluğa uzanacak bir sanat eserine dahil edebilirler. Bu sanat eserine dönüşme evrimini reddedip sonrasında büyük bir buhran yaşadığından şikayetçi olanlar ise ancak şuursuz olarak değerlendirilmelidir. Eğer süre sınırı olan bir yeteneğin varsa ve süren bitene kadar bu yeteneği sergilemiyorsan ( bilgisayar oyunlarında kullanılan ancak sınırlı sayıda ve çok sayıda koşulu aynı anda sağlarsan kullanabileceğin yeteneklerden gibi ) kendini şanssız veya üzgün hissetmemelisin. Büyük bir amacı - Tanrının tiyatrosunu - mahvetmiş bir seme olduğunu iliklerine kadar hissetmelisin belkide.
Cennet- araf- cehennem betimlemelerinin ne kadar gerekli olduğunu anımsıyorum. Tanrının ödül ve ceza sistemini dahi tiyatral bir yaklaşımla gösterdiğini ve herkesin kafasında aynı şeyler canlanmasa da benzer heyecan veya korku belirtilerini kalplere doldurmaya yetmiştir Tanrının tiyatrosu. Esas amaçta budur belki. Binlerce parçalık karışık bir puzzle var önünde ve hangi parçanın nereye yerleştirileceğini, hangi sıra ile yerleştirileceğini ve neticede nasıl bir görüntüye olaşacağını dahi bilmediğin bir uğraşta bir aşamaya uğraş vererek gelindiğinde eksik parçaların tam olarak ifade edilesede varlığının hissedildiğini düşünüyorum. Bir eksik var, ancak tam olarak neyin eksik olduğunu ve bu eksikliği nasıl farkettiğini mantık çerçevesinde sesli izah edemeyeceğini düşünürsün. Ama adın kadar eminsindir ki bir parça, hatta önemli bir parça tamamen kayıptır. Diğer bütün parçaları incelemeden bile bilirsin eserin sonuna gelindiğinde bir parçanın eksik kalacağını. İşte bu ön görü çok kıymetlidir. Tanrısal senaryo devamlılığı ve kader mefhumunun değer kaybetmemesi için çok kıymetlidir.
Tanrı ol dese olacak çeşitli olayları bir nedenselliğe bağlamış ve spontane oluşumu rutin kullanımına almamıştır. Doğal seleksiyon, evrim, adaptasyon ve daha bir sürü kavram spontane ve açıklanamayacak garip tabiat olaylarına bir mantık kılıfıdır. Kılıflardan sıyrılıp saf gerçeğe kavuşmak isteyebilirsin veya kılıfları ile saklı gerçekliğe kavuşup bir yol çizersin kendine veya hiçbir kılıftan sıyıramazsın süreci ve bir çaba da sarfetmezsin kılıfların sıyrılması için, bomboş ve mana kargaşası içinde bir hayatı tercih etmiş olursun. İnsanlar bazı gerçekleri açığa kavuşturup, gerizekalıya anlatır gibi anlatıp, yeterince anlaşılır olur ise nesiller boyunca ismi anılır bir varlığa evrilir. Gözlerimi kapattığım zaman bu anılan varlıklardan birkaçının hayalini dahi görürken gözlerimi kapattığım zaman, aklımdan geçenleri de yazma isteği duydum içimde.
Neden olduğunu bilmediğim bu istek, belkide benim yazgımın küçük seslenişleridir. Ve benim bu gerçeklik kavgasında yeterli ilerleme sağlayabilmem için küçük seslenişlerin hepsine ihtiyacım olacak.
Özetle; Dünya bir gezegen olarak değil, yukarda bahsi geçen tiyatral oyun sergilenmesi için platform olarak dizayn edilmiştir kanaatimce.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder