9 Eylül 2023 Cumartesi

ARAYIŞLARIMIN ŞİMDİKİ VE ŞİMDİLİK CEVABI

Yıllardır süren bir arayış içinde olduğumu zaten biliyordum. Arayış içinde olduğumu fark etmem tahmini 6 yaş civarına tekabül ediyor. Ölüm haberleri sonrasında ne olduğunu anlayamadığım bir boşluk hissetmiştim içimde. Yanlış anlaşılmasın diye hemen düzeltiyorum, bu ölüm haberlerinin birinci, ikinci,üçüncü veya dördüncü derece akrabalarımla hiçbir ilgisi yok. Samuray Jack izlerken tesadüf ettiğim bir sahne idi aslında. Konumuzdan dağılmadan devam edeyim, sanal bir kayıbın acısını en derinlerimde hissetmiştim. Aslında herkes olması gerektiği yerdeydi ama benim içimde bir çatlağa yol açtı. Bu çatlak yavaş yavaş derinleşmeye başladı, hayatla büyük bir tanışıklığım olmamasına rağmen içimde bir alternatif dünya olduğunu fark etmeye başladım. İlk başlarda (yaklaşık 15 sene kadar) kafamın içimde var olan ve  etrafımdaki insanların, bunlar arasında annem babam ve kardeşlerim de var, henüz göremediğini bilmediğim LEGOLAND’ın şu anki halime geleceğimi bilememiştim. Bugünün olgunluğu ile söyleyebilirim ki yolculuk çok zor geçti ancak cevaplayamayacağıma emin olduğum soruların büyük bir bölümüne cevaplar bulmuşum. Hemde somut yardımsız.. Yani hayattaki insanlar bana cevaplarımı bulma, hayat yolunda manevra yapabilme ve kendi doğrularımı oluşturma konusunda çok da yardımcı olamadılar. Hayatta olmayan insanların çok desteğini gördüm ama kimsenin hakkını yemek istemem. Bunların büyük bir bölümü ile kendi kendime asla tanışamazdım. Erkek kardeşim bu konuda istemsizce bana çok fayda sağladı. Erkek kardeşim de bir kavganın içindeydi, ancak henüz kavga etmek yerine arayış içinde olmak zorunda olduğunun farkında olamayacak kadar yolun başındaydı. Bir gün erkek kardeşimin kütüphanesine bakıp zaman öldürmek için ne yapabilirim diye aranıyordum. O şurada karşıma Dante’nin İlahi Komedya’sı çıktı. Kitabı açıp dalga geçmek için koltuğa oturup bacak bacak üzerine attığım esnada erkek kardeşim yaptığım semeliği izliyordu. Hakikat şu ki ben de güler geçeriz böylece zaman öldürmüş oluruz düşüncesindeydim… Ta ki kitabın ilk birkaç satırını okuyup ilk kitap sayfasını hızlıca gözlerimle yutana kadar. Bir anda evdeki aptal hareketlerimden sıyrılıp LEGOLAND ın içerinde kendi öz dünyama döndüm. Ki daha sonraları LEGOLAND’a Diyojen Kulübü ismini verdim. İlerleyen satırlarda konu tesadüf ederse bu değişimden de söz ederim ama söz vermeyeyim. Evet. Her bir cümleyi okumanın bana hissettirdiği şey, yıllar önce tanıştığım ve gençlik yıllarımızda beraber sabahlara kadar oturup arayışlarımızı tartıştığımız bir arkadaşımın (ki öyle biri pek yok) sözlerini işitmek gibiydi. Ama nasıl olur diye tedirgin oldum. Okumaya devam edemedim. Kitaba bakıyordum ama okuyamıyordum. Bu adam bu cümleleri yazarken, ki kitabın Türkçe çevirisinin kısaltılmış versiyonuna baktığımı hatırlatmak isterim, beni ve arayışlarımı asla bilmiyordu. Nasıl bana bu kadar samimi gelen bir giriş yapabildi peki? Söylediklerinin beni etkilemesinden bahsetmiyorum. Cümle kurma şeklinin ve olayları anlatma tarzının bana beni anımsatmasını ve sanki gerçekten karşımda iyi anlaşabileceğim ve sohbet edebileceğim bir insan olma ihtimalini diriltiyor tükenmiş umutlarımın arasından. Sonra bir anda aydınlandığını farkettim. Benim beni anlaması için ihtiyacım olan dert ortağı ve sohbet arkadaşı ve sırdaşlarımın hepsi ölmüş. Benim arkadaşlarım öldü de ben mi kaldım yoksa Samurai jack gibi geleceğe gönderilip oraya hapis mi edildim o zamanlar bu ayrımı net olarak yapamıyordum. Şu anda daha da olgunlaştı düşüncelerim ve aslında ölmüş arkadaşlarımın hepsi ile aslında ruhen akraba olduğumuzu, bu soyut akrabalığın somut akrabalıktan farklı olmadığına inanıyorum. Belki gelecekte daha dinamik ve kapsamalı bir inancım olur. 

Evet bütün bu aydınlanma süreci yaklaşık olarak gerçek zaman dilimine göre 4 dakika falan sürdü, benim koltuktan tamam ben aydınlandım diye kalkmam ve bunun aslında sahnem icabı gereği farkında olmadan söylediğim bir replik olduğunu yine yıllar sonra o anları hatırlayınca fark ediyorum. Benim için gayet uzun bir zaman dilimiydi ancak şahitlerimden olan kardeşimin gördüğü oturdun baktın ben aydınlandım diyip 4 dakika sonra kitabı yerine koydun. Ki kendisi bu olayı çok komik bulmuştur hep. Oysa benim için her zamanki olaylardan biriydi, sıradandı. 

Şu anda arayışımın farklı bir boyutundayım. Ben aradığımı hep dışarda aradım. Oysa bir bardak çay içerken bile beni rahatsız eden düşüncelerin beni bir yerlere ulaştıracağına inanırdım. Ne yediğimden lezzet alırdım ne içtiğimden ne gezdiğimden… Ben aslında hep başka yerlerde yaşamışım. Keşkelerle zaman kaybedemem, bunu fark ettiğim için aslında bazen kendime de çok şaşırıyorum. 

Mesela yemek yerken çatal ve bıçak kullanıyorum. Evde dahi… yavaş yavaş yiyorum mesela. Yemek yerken başka şeylerin dikkatimi dağıtmasında izin vermiyorum mesela, o an sadece o yemeği yemekle meşgul oluyorum. Baharatlarının ne kadar lezzet katmış olabileceğini sorguluyorum bazen ve yemek bitince içtiği suyu çekmeye ağzımı dayanmadan içiyorum. Bir bardağa doldurduğum su beni kendime karşı önemli hissettirmeye başladı, çay içerken geniş ağızlı porselen misafir çay setini kullanıyorum mesela. Eskir diye korkmuyorum, misafirler ne kadar eskitebilir ki. Öldüğümde bardaklara bakıp hiç kullanamadığı bardaklarıydı diye üzülüneceğini hiç sanmıyorum. Misafir odasına maden suyu doldurduğum ikramlı bardağım ve kahvem ile gidip camdan dışarıyı izleyerek kendime zaman ayırmak, kendime saygımı yükselten bir etkinliğe dönüştü sonunda. Yediğim içtiğim şeyleri evde kendim hazırlıyorum imkan ölçüsünde mesela. Küçük baharatlar deneyerek kendime lezzetlerle tatmin duygusu yaşatırken, sadece önemli zamanlarda ve kişilere yapılacak ikramları yaparak kendime, kendimin ne kadar kıymetli olduğunu hatırlıyorum bellide 6 yaşımdan sonra. Bulunduğum yeri temiz tutmaya çalışıyorum ve etrafa farklı oda kokuları deniyorum. O an sanki kendim ve Diyojen Kulübünün diğer üyeleri ile aramda olan gizli bir ayin başlangıcında gibi oluyorum. Atalarım da benim geçtiğim yollardan geçti belki de. Bardak altlığı kullanarak ilk defa hayattan zevk alıyorum belki de. Güzel, temiz, hoş kokulu ve ütülü giyinmek beni kendime olan sorumluluklarımın en önemlisini farketmeye sürükledi. Yıllardır hayattan lezzet almaya çalıştım. Belki de defalarca bıkkınlığımı ve çaresizliğimi, yalnızlık hissimi ifade ettim lisanı halim ile evrene. Ancak kendime iyi davranmayı hiç öğrenmemişim. Herkesi affetmeye veya herkesten intikam almaya çalışmışım belki, önemli olan ne yaptığım değil kime yaptığım, kendime karşı hiçbir olumlu adımın olmamış. Diyojen kulübündeki dostlarımın da yüzleri gülerek beni seyrettiğini sizlere de söylemek istedim.

İşte bütün arayışlarımın şimdiki ve şimdilik cevabı: Öz saygı

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

ŞİİR: RÜYAMDA 30 YAŞ

Klasik müzik dinleyerek uzanıyordum. Bir rüya gördüm. Dehşet içinde uyandım. Rüyamda 30 yaşındaydım. Oysa daha 7 yaşımdaydım. Nasıl olmuştu ...