Alperen deyû bir düşmanım var ki
Kimsenin etmediği kötülükler etti
Tek derdü bendüm sanki
Hiç affetmedi beni
Aynada bile gösterdi suretini
Ben korkusundan el pençe-i divani
O ise nefretinden ötürü ellerini gizler idi
Dünyayı değiştirmeye çalışıyorduk, birbirimizi dinlerken bulduk.
Alperen deyû bir düşmanım var ki
Kimsenin etmediği kötülükler etti
Tek derdü bendüm sanki
Hiç affetmedi beni
Aynada bile gösterdi suretini
Ben korkusundan el pençe-i divani
O ise nefretinden ötürü ellerini gizler idi
Defter
Abim gelüp defterüme tecavüzü hak bellemiş,
Defterün yarısını gecede helak eylemiş,
İmdi men defterümün acısını çeker iken
Ol defterün yazduğunın haturunda değil imiş.
Bugün yanımda ne Kübra ne İrem
Sadece ben, aklım ve iradem
Babam vuruyorken günahlarımdan dem
Bu yalan neden, yoksun madem
Kendinden geçerek Allah’a yürü
İsrafmış ömrümün on sekiz yılı
Kendine gelirsen çözülür büyü
Gökyüzüymüş Yusuf’un düştüğü kuyu
Yeryüzüne uzan ve gerçeği hisset
Topraktan başka ilah yoktur diyerek
Kalbinin serabı olan Tanrı’dan vazgeç
Mecnun olma çöllere, Leyla’yı ez ve geç
Farkına varılma ânı laneti
İnsanoğluna karşı derinlerde hissedilen o büyük nefretin ve öfkenin, aslında insanın kendine karşı hisleri olduğunu fark ettim.
Aslında insanoğlu ile hiçbir alıp veremediği olmadığı ve hiçbir zaman da olmayacağı gerçeği.
Acımasız, çirkin, hain, zalim, bencil, güvenilmez, kibirli, sorumsuz, ilgisiz ve korkutucu görünen bir korkak olarak bilinen maskeli düşmanın, maskesini çıkartın.
Karşındaki, kendinden başkası olmayacak.
Kendine bir ayna ara.
Buldukların hoşuna gitmese de aynaya sahip çıkmalı ve onu kabullenmeli ve hatta kendisi ile mücadele etmeli.
Tekrar maskesini takıp ortalığa salmamalı.
Gördüğün düşman, görmediğinden evladır.
Evla leke fe evla.
Saygılarımla...
Öncelikle bu bir tekzip yazısıdır. Bir müddettir düşünme sürecimi sorgulamaya hız verdim. Bu süreçte kendime ilham olan değişiklikler muhakkak oldu. Eskisi kadar muhabbet edemediğimi fark ettim. Zaman mı değişti yoksa ben mi yoksa insanlar mı yoksa ortam mı bilemem. Belki biraz biraz hepsinden... Ancak bir hakikat var ki bunu asla yalanlayamam, hiçbir şey omadı ise de muhakkak bir şeyler oldu. Kendimi yalanladığımı farkettim bu süreçte. Değişim içinde olmaya devam etmek haz verici. Neticede henüz hayatta olduğumu ifade ediyor bana. Belki de bu ifadeyi eden tek gerçektir benim fark edebildiğim kadarı ile.
Aklıma güvenemediğim zamanlarda aklıma güvenmem gerektiği tabiri bana Mahmut Şevket'in kattığı en büyük dinamiktir. Aklına güvenini kaybettiğin anlarda aklına güvenmek. Ne cümle ama... Uzun bir süre bu veriye ölesiye sarıldım. Kendimi kaybolmuş hissettiğim anlarda ve kaybolduğumda bana mutlak kılavuz oldu. Beni "bahçe duvarının ötesinde"n çıkaran yegane ışık oldu aklım. Ya da ben bu güne kadar öyle zannediyordum. Kendi kendime yaptığım günlük değerlendirmem esnasında yolda yürürken elektrik çarpmış gibi hatta ne elektriği yıldırım çarpmış gibi hissettiren bir düşüncel sürece sürüklendim. Ben aslında ne olsun istiyorum sorusu üzerine düşünürken aklıma güvenimi kaybetmemem gerçeğine sarılıyordum ve dedim ki... Ya aklıma güvenimi kaybetmem ve kendimi devirmem gerekiyorsa ? En büyük devrimim için tutunduğum tüm kılavuzları terketmem gerekiyorsa? Ya ben "akıl" dan değil de, "içgüdü"den oluşuyor isem? Ah! Derin bir hançerin göğsümden çıkmasını sağlamaya çalışıyordum ve nefesim kesiliyor gibi hissediyorum. Acı içinde çekiyorum hançeri geriye ve tekrarlıyorum kendi kendime... Akıldan değil de içgüdüden oluşuyor isem. Hayatımı ve hareket paternimi düşündüğüm esnada haritanın karanlık noktalarının aydınlanmaya başladığını farkediyorum. İçgüdü benim hayatta kalma mekanizmam olmuş ve ben bunun farkında bile olmadan aslında mantık kılavuzluğunda hareket ettiğime inanmışım. Kendimi kandırmışım ve bunu asla fark etmemişim. İçgüdülerimin yönlendirmesi ile yabani bir ayı gibi hareket etmişim. Beni asla ama asla anlamamışım. Kendimi anlayamadığım evrende anlaşılmayı ümit etmişim. Kendime karşı acımasız olma gayesinde değilim ancak Nietzsche'nin "Anne ben bir aptalım" dediği yerdeyim. Yine ve yeniden bu noktaya gelmek garip. Legolarımın dağıldığını ve tekrar bunları estetik bir yapı haline getirmem gerektiğini görüyorum ve işlemeye devam ediyorum. Kendimi işliyorum ve bu süreci bir halı dokur gibi ilmek ilmek yapıyorum.
İçgüdüleri ile hareket eden bir insan nasıl stabil bir hayat sürebilir veya stabil kalması gerekli midir? Ya hayatımın altını üstüne getirir isem sorusu geliyor aklıma ve Şems'in Mevlana'ya cevabı geliyor aklıma. Altının üstünden iyi olmadığını nerden biliyorsun? Peki kendimi tanımam gerçekten bu kadar gerekli mi? Neden ben iskeletler diyarında bir et parçasıyım?
Greg'i anlayamayan Wirt olmak istemiyorum. Aklımı farkedemeyen Woodsman olmak istemiyorum. Beast'i farkedemeyen Beatrice olmak istemiyorum. Karşı koyuyorum ve güzel bir Chopin dinliyorum. Yaşadığımız bu ilahi komedyaya gülemiyorum. Tebessüm bile edemiyorum. Ancak düşünebiliyorum. İlahi komedyayı ve varoluşsal sancıları düşünebiliyorum. Teşekkür ederim Diyojen. Kurduğun kulüp için ve kendini arayış çaban için takdir ediyorum.
Saygılarımla...
Alperen deyû bir düşmanım var ki Kimsenin etmediği kötülükler etti Tek derdü bendüm sanki Hiç affetmedi beni Aynada bile gösterdi suretini ...