11 Haziran 2026 Perşembe

TEKZİP

Öncelikle bu bir tekzip yazısıdır. Bir müddettir düşünme sürecimi sorgulamaya hız verdim. Bu süreçte kendime ilham olan değişiklikler muhakkak oldu. Eskisi kadar muhabbet edemediğimi fark ettim. Zaman mı değişti yoksa ben mi yoksa insanlar mı yoksa ortam mı bilemem. Belki biraz biraz hepsinden... Ancak bir hakikat var ki bunu asla yalanlayamam, hiçbir şey omadı ise de muhakkak bir şeyler oldu. Kendimi yalanladığımı farkettim bu süreçte. Değişim içinde olmaya devam etmek haz verici. Neticede henüz hayatta olduğumu ifade ediyor bana. Belki de bu ifadeyi eden tek gerçektir benim fark edebildiğim kadarı ile. 

Aklıma güvenemediğim zamanlarda aklıma güvenmem gerektiği tabiri bana Mahmut Şevket'in kattığı en büyük dinamiktir. Aklına güvenini kaybettiğin anlarda aklına güvenmek. Ne cümle ama... Uzun bir süre bu veriye ölesiye sarıldım. Kendimi kaybolmuş hissettiğim anlarda ve kaybolduğumda bana mutlak kılavuz oldu. Beni "bahçe duvarının ötesinde"n çıkaran yegane ışık oldu aklım. Ya da ben bu güne kadar öyle zannediyordum. Kendi kendime yaptığım günlük değerlendirmem esnasında yolda yürürken elektrik çarpmış gibi hatta ne elektriği yıldırım çarpmış gibi hissettiren bir düşüncel sürece sürüklendim. Ben aslında ne olsun istiyorum sorusu üzerine düşünürken aklıma güvenimi kaybetmemem gerçeğine sarılıyordum ve dedim ki... Ya aklıma güvenimi kaybetmem ve kendimi devirmem gerekiyorsa ? En büyük devrimim için tutunduğum tüm kılavuzları terketmem gerekiyorsa? Ya ben "akıl" dan değil de, "içgüdü"den oluşuyor isem? Ah! Derin bir hançerin göğsümden çıkmasını sağlamaya çalışıyordum ve nefesim kesiliyor gibi hissediyorum. Acı içinde çekiyorum hançeri geriye ve tekrarlıyorum kendi kendime... Akıldan değil de içgüdüden oluşuyor isem. Hayatımı ve hareket paternimi düşündüğüm esnada haritanın karanlık noktalarının aydınlanmaya başladığını farkediyorum. İçgüdü benim hayatta kalma mekanizmam olmuş ve ben bunun farkında bile olmadan aslında mantık kılavuzluğunda hareket ettiğime inanmışım. Kendimi kandırmışım ve bunu asla fark etmemişim. İçgüdülerimin yönlendirmesi ile yabani bir ayı gibi hareket etmişim. Beni asla ama asla anlamamışım. Kendimi anlayamadığım evrende anlaşılmayı ümit etmişim. Kendime karşı acımasız olma gayesinde değilim ancak Nietzsche'nin "Anne ben bir aptalım" dediği yerdeyim. Yine ve yeniden bu noktaya gelmek garip. Legolarımın dağıldığını ve tekrar bunları estetik bir yapı haline getirmem gerektiğini görüyorum ve işlemeye devam ediyorum. Kendimi işliyorum ve bu süreci bir halı dokur gibi ilmek ilmek yapıyorum. 

İçgüdüleri ile hareket eden bir insan nasıl stabil bir hayat sürebilir veya stabil kalması gerekli midir? Ya hayatımın altını üstüne getirir isem sorusu geliyor aklıma ve Şems'in Mevlana'ya cevabı geliyor aklıma. Altının üstünden iyi olmadığını nerden biliyorsun? Peki kendimi tanımam gerçekten bu kadar gerekli mi? Neden ben iskeletler diyarında bir et parçasıyım?

Greg'i anlayamayan Wirt olmak istemiyorum. Aklımı farkedemeyen Woodsman olmak istemiyorum. Beast'i farkedemeyen Beatrice olmak istemiyorum. Karşı koyuyorum ve güzel bir Chopin dinliyorum. Yaşadığımız bu ilahi komedyaya gülemiyorum. Tebessüm bile edemiyorum. Ancak düşünebiliyorum. İlahi komedyayı ve varoluşsal sancıları düşünebiliyorum. Teşekkür ederim Diyojen. Kurduğun kulüp için ve kendini arayış çaban için takdir ediyorum.  

Saygılarımla...

23 Şubat 2026 Pazartesi

ŞİİR: RÜYAMDA 30 YAŞ

Klasik müzik dinleyerek uzanıyordum. Bir rüya gördüm. Dehşet içinde uyandım. Rüyamda 30 yaşındaydım. Oysa daha 7 yaşımdaydım. Nasıl olmuştu bu? Uzun süre suyun altında kalmış ve sonrasında aniden su yüzüne çıkmış gibi hissettim kendimi. Nefes nefese mırıldandım kelimeleri ve farkedince hakikati not ettim unutmadan.

Rüyamda gördüm kendimi,
zaman hayli geçmiş gibiydi.
30 yaşında olsam gerek.
Bakışlarımdan tanıdım kendimi,
yüzüm hiç bana benzemiyordu oysaki.
Yorgun gözüküyordum, belki de mutsuz.
Oyuncağım mı kırılmıştı acaba?
Neden ağlamıyordum, 
mutsuz olsam?
Mutlak yorgun olmalıyım,
Başka ne olabilir ki?
Annem mi kızmıştı yoksa,
kardeşim mi üzdü beni?
Neden titriyordu ellerim
ve neden gizliyordum, 
insanlardan gözlerim yahut ellerimi?
Şuna bak! 
Sakallarım mı vardı, 
çok komik.
Ama beyazlamışlar bir hayli.
Kucağımda bir çocuk var, 
aynı benim gibi.
Kızım galiba kendisi,
kendim gibi sarılmışım.
Babamın saçlarımı kokladığı gibi,
kokluyordum saçlarını.

Peki. 
Korktuğum zaman ne yapıyorum acaba,
30 yaşımda?
Sarıldığım yastığımı göremedim yatağımda.
Belim de biraz yamuk duruyor,
çok acıyor mu canım acaba?
Şu halime bak!
Koca bir amcaya benzemişim.
Neden saçlarımı kaşıyorum durup durup,
pazar günü banyo yaptırmadı mı annem?
Balık günümüz geçti mi?

Ne kadar üzgün gözüküyordum.
Rüyamda,
rüyamdan uyanmayı bekliyordum.
Neden gökyüzüne yalvarır gibi baktığımı…
Biliyorum.
Söylemem kimseye, merak etme.
Erkek sözü veririm, yaşım 7 olsa da.
Yanına alsın artık diye bekliyorsun…
Biliyorum.
Gökyüzüne
umutsuzca bakışımdan tanıdım beni.


Saygılarımla...

26 Ocak 2026 Pazartesi

Öz saygı, Rutin ve Disiplin Üzerine

 Kendimi değersiz hissetmeye başladığım zamanlar oluyor. Bazı sıklaşıyor, bazı seyrekleşiyor. Ancak muhakkak hissediyorum. Bunu tamamen ortadan kaldırmanın bir yolunu henüz bulamadım. Ancak öz saygımın gerilediği ve kendimi değersiz hissettiğim zamanların analizini yaptığımda muhakkak gördüğüm ortak noktalar olduğunu görüyorum. Bunlardan bazılar; 

- Saç ve sakal traşımı aksatmam ve birbirine karışır hale gelmeye başlaması,

- Kılık- kıyafetimin özensizleşmesi,

- Duş jeli yerine sabun kullanıyor olmam,

- Kullandığım parfüm ve deodorantların değişimi,

- Gözlük bezi taşımamam, kıyafetimle veya peçete ile gözlüklerimi temizlemeye çalışmam,

- Ayakkabımın temiz olmaması,

- Ailemle yaptığım konuşmaların kısalması,

- Saat kullanımını unutmam,

- Açlık süremin uzaması ve abur cubur yememin sıklaşması, 

- Su içme sıklığımın azalaması,

- İşimle alakalı sorumluluklarımın birikmeye başlaması,

- Kendi kalemimi taşımadığım ve başkalarından kalem ödünç aldığım zamanlar, 

- Araba, telefon, tablet, bilgisayar ve çalışma masamın temiz olmaması,

- Kısa ve net cevaplar veremediğim, kelimelerimin ve farklı anlatı konularımın birbirine karışması,

-  Günlük okuma yaptığım kitapları ( iş veya harici ) aksatmaya başlamam, 

...

Kısa bir düşünme ile aklıma gelenler bunlar oldu. 


 Şimdi esas noktaya gelelim. Yazarken ve düşünürken analiz ettiğim üzre, bunlar aslında depresyon belirtileri. Öz saygının düşmesine neden olan problemler bunlar değil, sonucu olarak gördüğüm yansımalar. Peki, esas problem nedir ? Hayatın içerisinde takdir edilmemek, fiziksel ve mental yorgunluk, hayal ettiğin hayatı yaşayamamak sayılabilir diye düşünüyorum. Ancak en temeli ne diye düşününce ucunu göremediğim karanlık bir tünelde gibi hissediyorum kendimi. Sürekli faklı daha derin bir sebep görüyorum. Bunları teker teker çözmek için kendimde güç toplamaya çalışıyorum ancak yaşamın kendisi tabiatı gereği toparlanmak için yeterli zamanı tanımıyor insana. Çalışan bir mekanizmayı durdurmadan eksiklerini gidermek gibi, çalışan bir kalbi durdurmadan üzerinde operasyon yapmak gibi... Denizde yüzerken hareketsiz kalmanın batmaya neden olduğu gibi sistemi durdurarak problemleri çözmeye çalışmak da bir nevi batmaya sebep olacaktır diye düşünüyorum. O yüzden problemleri çevremle münasebetimde sağlıklı bir iletişimle çözmeye çalışmayı sürdürerek çözmeye çalışmak ilk adım olmalı. Disiplinli bir hayat düzenine sahip olmak da en az ilk adım kadar ilk adım olmalıdır. Disiplin !!! Sahip olmak için tırnaklarımı ısırarak çabaladığım bir özelliktir. Disiplinli insana bayılırım, imrenirim ve çevremde disiplinli insanlar olması için çaba gösteririm. Evet, çevrende disiplinli ve problemsiz insanlar barındırmak bir diğer adım. Etrafımdan muhakkak etkileniyorum. Gözünün içi parlayan ve heyecenla çalışan, yaşayan insanlar gördüğüm zaman yaptığım iş ve harcadığım emek bir farklı oluyor. 

Bunları yapmaya çalışmak önemli, ancak her zaman mümkün olmuyor. O yüzden sonuçları çözerek problemden uzaklaşmaya çalışmayı deniyorum. Öz saygımı yitirdiğimde yukardaki maddeler gerçekleşmeye başlıyor ise ben de yukardaki maddeleri düzeltirim, bu sayede tümevarım gerçekleştirebilirim. Neden olmasın? 

Bir rutin yaratıp, yorgun ve uykusuzda olsam rutinlerimi gerçekleştirmeden güne başlamamak ve günü sonlandırmamak. Rutin disipline giden bir patika olacak diye düşünüyorum. Eğer başarılı olabilirsem 30 yaşından sonra elde ettiğim bir kazanım daha olacak. Yaşam devam ettiği sürece denemeye ve yeni çözümler bulmaya çalışmak gerekiyor. 

Miskinlikten ve medeniyet düşüncesinden uzaklaşmamak için çaba göstermeli, emek etmeli, gerekirse bu uğurda bir ömür harcanmalıdır. Ah.. Hayalinden vazgeçemediğim medeniyet düşüncesi, sen nelere kadirsin. Seni çok seviyorum. 

Saygılarımla...

TEKZİP

Öncelikle bu bir tekzip yazısıdır. Bir müddettir düşünme sürecimi sorgulamaya hız verdim. Bu süreçte kendime ilham olan değişiklikler muhakk...