Koptum, dağ başında yapayalnız ölümü bekleyen ama gittikçe büyüyen ve güçlenen yüce bir ağaç gibi dünyadan. Yüreğim ne kadar yükseklere çıkmak istese köklerim de o denli derine ilerliyor, sarmalıyor derinleri. Yükselmek imge olarak duruyor karşımda, köklerimden hissediyorum dünyayı ve eylemlerimi hala. Gözlerim en yukarıda ama bedenim hala yerde, ayaktakımının yanında, gözlerim ve bedenim çatışıyor bir de birbiriyle.
Peki ne yapmalı böyle çatışırken tin ve beden? Beden mi olmalı tüm yücelikleri göz ardı ederek yoksa tin mi olmalı bedeni göz ardı ederek? Şimdi düşüncem de çatışıyor kendiyle. Çatıştıkça kopuyor tinden de bedenden de.
Şair gibi konuşuyor şimdi bir de. Dermansızdır şairler. Benlik istemini gönderir de beden ve tin onun kuklası olarak oynar bizimle. Kuklacının kuklasının kuklası; budur ben ve beden ve ruh.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder