28 Mart 2024 Perşembe

Bütün Türk Gençliğine

Yer bulmasın gönlünde ne ihtiras, ne haset.
Sen bütün varlığınla yurdumuzun malısın.
Sen bir insan değilsin; ne kemiksin ne de et;
Tunçtan bir heykel gibi ebedi kalmalısın.

Iztırap çek inleme... Ses çıkarmadan aşın.
Bir damlacık aksa da bir acizdir göz yaşın;
Yarı yolda ölse de en yürekten yoldaşın,
Tek başına dileğe doğru at salmalısın.

Ezilmekten çekinme ... Gerilemekten sakın!
İradenle olmalı bütün uzaklar yakın,
Dolu dizgin yaparken ülküne doğru akın,
Ateşe atılmalı, denize dalmalısın.

Ölümlerden sakınma, meyus olmaktan utan!
Bir kere düşün nedir seni dünyada tutan?
Mefkuresinden başka her varlığı unutan,
Kahramanlar gibi sen ebedi kalmalısın...

II
Sen ne elde ve dilde gezen billur bir sağrak,
Ne de sıska bir göğse takılan bir çiçeksin;
Seninde bu dünyada nasibin var savaşmak!...
Kayalarla güreşip dağlarda öleceksin.

Yoldaşlık ederekten gökte güneşle, ayla,
Aşarsın tepe, ırmak; yürürsün ova ,yayla...
Hayata ne biçimde geldinse bir borayla 
Daha sert bir kasırga içinde biteceksin.

KIZIL ELMA uğruna kılıç çekince kından,
Bahtiyarlık denen şey artık geçmez yakından.
Mesut olup gülmeyi sök, çıkar hatırından.
Belki öldükten sonra bir parça güleceksin.

Yüz paralık kurşunla gider “HAYAT” dediğin;
“ Tanrı yolu” uzaktır; erken kalk sıkı giyin.
Yazık, bütün ömrünce o kadar özlediğin 
Güzel Kızıl Elma’na varmadan öleceksin.

III
Belki bir gün çöllerde kaybedersin eşini,
Belki bir gün ağlarsın kaçtı diye karına.
Işıksız kulübende boranın esişini
Dinleyerek çıkarsın bir ümitsiz yarına.

Gün olur ki mertliğin uğrar kahpe bir hınca;
Namert bir el arkandan seni vurur kadınca;
Bir gün sabrın tükenir... Silahını kapınca 
Haykırarak çıkarsın yurdunun dağlarına...

Hayatın kamçısıyla sızar derinden kanlar,
Senin büyük derdinden başkaları ne anlar?
Vicdanını “Paris”e, “Moskova”ya satanlar,
Küfür diye bakarlar senin dualarına.

Hey arkadaş!.. Bu yolda bende coşkun bir selim,
Beraberiz seninle, işte elinde elim.
Seninle bu hayatın gel beraber gülelim,
Ölümüne , gamına, tipisine, karına...

IV
Atandan kalmış olan kılıcı iyi bile,
Onu bütün gücünle vuracaksın çağında.
Savaş... Bunu tadını ey Türk sen bulamazsın,
Ne sevgili yanında, ne baba ocağında...

Savaşmaktan kaçınır, kim varsa alnı kara,
Kan dökmeyi bilenler hükmeder topraklara...
Kazanmanın sırrını bilmiyorsan git, ara
“Çanakkale” ufkunda, “Sakarya” toprağında.

Siyasette muhabbet... Hepsi yalan, palavra...
Doğru sözü “Kül Tegin” kitabesinde ara...
Lenin’den bahsederse karşında bir maskara,
Bir tebessüm belirsin sadece dudağında.

Yatağında ölmeyi hatırından sök, çıkar!
Döşeğin kara toprak, yorganındır belki kar...
Sen gurbette kalırsan, ben ölürsem ne çıkar?
Ruhlarımız buluşur elbet “Tanrıdağı”nda...

V
Mukadderat isterse seni yoldan çevirsin ,
Sen hele bu yollarda yıpranarak aşın da,
Varsın bütün ömrünce bir an nasip olmasın,
Yorgunluğu gidermek serin bir su başında.

Bir gülüşten ne çıkar, ne çıkar ağlamaktan?
Kullar kancıklık eder, bela bulursun Hak’tan.
Gün olur ki bir yudum su ararsın bataktan,
Gün olur ki bir tutam tuz bulunmaz aşında.

Bir çığ gibi yürürsün bir lahza durmaksızın,
Bir ilahi kaynaktan geliyor çünkü hızın.
Duyguların ölmüştür... Tapınılan bir kızın,
Bir füsun bulamazsın gözlerinde, kaşında.

Iztırabı kanına kat da göz kırpmadan iç!
Varsın gülsün ardından, ne çıkar, bir iki piç...
Bu varlık dünyasında yalnız senin hiç mi hiç,
Bir şeyin olmayacak hatta mezar taşında....


20 Mart 2024 Çarşamba

STANDART NOT VE ÖNEMİ

Giriş; Standart notların önemini farketmek, 

Standart notlar esasen sıkıcı ve manasız, yeniliklerin uzağında ve zaten bilinen, yapılmış olanın tekrar yapılması neticesinde, örneğin günlük tutarken standart notların kopyalanması mantığından gelir. Ameliyat notları düzenlerken farkedilen bu gerçeklik aslında farklı bir farkındalık sağladı. Standart notları okuduğun zaman o işlemin en basit şekilde nasıl ifade edilebildiğini görmüş oluyorsun. Hiçbir süsleme cümlesi olmadığı zaman yapılan işin sadeliği göz kamaştırıyor bence. Çok büyük ameliyatlar içinde benzer şeyler geçerlidir. Ne kadar komplike bir işlem yapılırsa yapılsın belirli basamaklar her zaman standart kalıplarla ifade edilebilmektedir. Peki bu standart kalıpları günlük hayatımızda nerelerde kullanıyoruz acaba sorusunu da beraberinde getirmiyor mu?
+Sabah uyandın. Yüz yıkama, lavabo, giyinme, kahvaltı...
- Standart güne başlangıç

+ İşe giderken yapılan günlük yolculuk

- Standart işe gidiş ...

Bu şekilde binlerce örnek yazılabilir. Standart olmaktan korkmamak gerekiyor. Standart notları belirleyip üzerine eklenecek şeyler yaratmak esasen kaliteli bir hayat standardına sahip olduğunu gösteriyor. Her anında yaşadığın büyük farklılıklar sadece züppe yaşantısı içinde bulunduğunu gösteriyor. 

Standart notlar yazmaktan çekinmemek lazım. Standart notları yazıp sonrasında üzerine standartı bozan o küçük süprizleri- nüansları- eklemek gerekiyor. 

Saygılarımla...

19 Mart 2024 Salı

ÇAYIN İÇİNDE ERİYEN ŞEKER

 HAYATIN İÇİNDE KENDİNİ KAYBETMEK


Hayatın içinde kendini kaybetmek, bir çayın içinde ( hayat ) atılan küp şekerin ( benlik ) kaşık tarafından ( kader ) karıştırılması sonucu zaman içinde şekerin hayatla bütünleşmesi - gözle görülen şeklini kaybetmesi ancak varlığının aslında kaybolmaması mantalitesini düşündürmek istiyorum. Çaya dışardan bakıldığında kaşık şekeri evire çevire yok etmiş oluyor ancak çayın tadına bakan kişiler şekerin kaybolmadığını sadece çayla bütünleştiğini farkedecektir. Birde çayı karıştıran ve kaşığı tutan el-irade var ki bu da yüce bir varlık olarak düşünülebilir. 

Hayatın içinde o kadar çok  yıpranıp hırpalanıyoruz ve bu süreçte zamanımız azalıyor ki her insan git gide eriyor ve azalıyor. Mentalitemiz değişiyor, kendimize yeni şeyler katıp olgunlaşıyoruz belki ancak giden enerji- heves- güç ve gençlik de görmezden gelinemez elbet. Hayatın içine karışıp eriyoruz ve günün birinde tamamen yok olacak görünürdeki varlığımız. Peki kim bizim aslında neyi ifade ettiğimizi- neler düşünüp nelere kıymet verdiğimizi bilebilecek ki? Kendimizi kime ne kadar ifade edebiliyoruz ki yaşarken? Öldükten sonra kim bizi ne kadar anlayabilir ki? Kim bizi anlamak için bir çaba içerisine girecek daha doğrusu? Çok önemli kişilikler ve çok önemsiz kişiliklerin eninde sonunda muhakkak bilinmek gibi bir yazgısı vardır zannımca lakin geriye kalan milyonlarca insandan biri olan bizler? Bizler ne olacağız? Hayat tiyatrosunda yan rol almakla o kadar meşgul olmuş ki, asıl oyunun içerisinde bir parça olduğunu önemsemeyecek ve yakınlarını- sevdiklerini bu tiyatro oyununda kendini izlemeye davet etme ihtiyacı hissetmeyecek kadar yan rollerde oynayanlar... Kendinizi nasıl ifade etmeye çalıştınız yaşadığınız süre boyunca. Kim sizin gözlerinizin içine bakıp düşündüklerinizin derinliğini göz bebeklerinizin hareketinden anlayabildi? 

Yarı aydınlık bir odada ayaklı abajur sayesinde aydınlanan küçük sessiz ve stabil odamda perdeleri sonuna kadar açıp aralıklı olarak gecenin karanlığında etraftaki evlerin aydınlık odalarını saymaktan aldığım keyifle şu yazıyı yazmaya karar veriyorum. Çünkü aslında ben de eriyorum. Büyük hayalleri olan küçük bir adam. Eskiden koca hayallerini gerçekleştirebileceği koca bir ömrü olduğunu düşünen, her şey için genişçe bir zamana sahip olduğumu düşünürken, zaman beni aslında bunlara sahip olmadığıma ikna etti. Büyük hayallerim olduğuna olan inancım henüz tam anlamıyla kırılmadı çünkü hala etrafımdaki insanlara göre marjinal fikirleri olan, çalışma arkadaşları tarafından sıradışı olarak nitelendirilen biriyim. Bu özelliğim sayesinde tam olarak yozlaşmadığımı kendime telkin ediyorum. Sadece düşündüğüm şeyleri gerçekleştirecek imkanı yaratamadım. Üzücü bir itiraf belki ama hala günün birinde gerçekleştirebileceğime inanıyorum biliyor musunuz? Hayat arkadaşıma artık o uçuk hayallere inanmadığımı ve günlük gerçekliklerin esas uğraşım oldugunu söylememe rağmen gözlerimi kapattığım zaman- ara sıra da olsa- renkli rüyalar otelimin içinde buluyorum kendimi. Bu sayede henüz fikren emekli olmadığıma karar veriyorum. Bu arada hayat arkadaşımdan bir şeyler sakladığım için değil, kendisini daha fazla yormamak için ısrarlı şekilde hayallerimi anlatmıyorum. Biriktirip birbirimize belirli sıklıklarla- ayin gibi- hayallerimizi kusarız ve bundan da çokça keyif alırız. Neyse... Bazılarını gerçekleştirebildiğim, büyük bir kısmını gerçekleştiremediğim ve çok büyük bir kısmının gerçekleştirilmesi imkansız olduğu konusunda tereddütler yaşadığım hayallerimi- yani kızıl elmamı- belki çocuklarıma miras bırakacağım. Bilemiyorum. Ancak sadece şuna emin olmak istiyorum. Benim düşünen bir organizma olduğumu ve benim de aslında varlığımı sorguladığımı, doğru- yanlış ayrımı yapmak için kendimce ahlak kuralları belirlemeye çalıştığımı, iyi-kötü etiketlemesi yapabilmek için büyük bir deneysel sınıflama yapmaya çalıştığımı, hayat sürecimde incindiğimi ve incittiğimi- sevip sevildiğimi- kırılıp onarıldığımı en başta eşim ve çocuklarım olmak üzere beni tanıyan insanların- ve tanımayanların- bilmesini isterim. Belki sizler de benzer düşüncelerdesiniz. Asla tam olarak bilemeyeceğim. 

Ben anne ve babamı 29 yaşındayken çok büyük ölçüde anlamaya başladım. Onları anlamak için nelere katlandığımı, neleri göze aldığımı ben bile hatırlamıyorum artık. Artı ve eksileri ile onlarında çayın içinde eriyen bir şeker olduklarını farketmek çok büyük bir acı veriyor. En azından hayattalarken farketmenin verdiği sevinç içinde- günün birinde onlarında çaya karışacağını bilmenin hüznü içinde, kendiminde karıştığını tam olarak anlamamanın verdiği şuursuzluk dahilinde saygıyla eğiliyorum. 

Kaşık ne kadar hızlı dönüyor bilemiyorum ancak çaya, şekere, bardağa ve kaşığa sitem edenler bardağı çınlata çınlata kaşık sallayan eli hissedemiyor bunu biliyorum.

Saygılarımla

4 Mart 2024 Pazartesi

Önemli kişilikler

 Önemli kişilikler, hayatımızda var olmaları ile bize huzur ve güç verirler. Bazen de var olmaları ile öfke uyandırırlar. Hayatımızın altını üstüne getirdiğine inandığımız ve tüm varlığımızla nefret hissettiğimiz insanların varlığı aslında her ne kadar eziyet gibi gözükse de uzun vadede insanı olgunlaştıran ve hassas- narin yerlerini nasır tutturan bir mükafattır. Ölesiye nefret ettiğiniz insanların hatıraları sizlere sonsuza değin mühürlenmiştir.

İşte bu farkındalığa sonradan sonradan varmanın getirdiği şapşal hissiyat ile oturumu açıyorum. Saygılarımla.

Kendine ait bir yuva bulamamış insanların hırçın davranışlarına çokça şahit olmuşsunuzdur. Öz saygısı olmayan insanların aptal egolarına da aynı şekilde. Peki, kişisel menfaatleri uğruna kırmızı çizgilerini çiğnemeyi problem olarak görmeyen, azarlanmamak ve hırpalanmamak için azarlayıp hırpalayabilen, yeri geldiğinde başkalarının başarılarını çalıp- kendi başarısızlıklarını hibe edebilen bir insan topluluğu oldugunu bilmek sizleri huzurlu hissettirir mi acaba?

Çok farklı hazlar peşinde koşan bir grup farklı düşünce ve fıtratta insanı tek kalıp içine sokmaya çalışmak başlıca ahmaklıktır. Sert disiplin önlemlerinin gerekli oldugunu her daim düşünmüş olsamda bu denli bir zorbalığın disiplin adı altında anılmasına karşı çıkıyorum

Mutlu anlarınızın peşine düşün lütfen. Öfkenizin anılarınıza hükmetmesine müsade etmeyin. Hayatınız ellerinizden kayarken geriye anılarınız kalıyor ve bu anılarda bir sürü hızlı gösterim fotograf karesi mevcut olacağını düşünürsek, belki ölmeden önceki son anlarınızda gözlerinizin önüne hayatınızın içine etmeyi kendine vazife bellemiş olan şeref yoksunlarının olmasını istemezsiniz diye düşünüyorum.

Aslında ben intikam seven bir varlık olmama rağmen bu denli büyük bir intikam planı yapıp zulmedilen kendimin intikamı için uğraşacak olur isem... Gayet başarılı olurum. Çünkü zulme uğrayan da bir nebze zulmedenin talebesi sayılır. Ne acıklı değil mi? Babası tarafından sürekli tartaklanan çocuk eninde sonunda kendi çocuklarına da benzer bir ustalıkla yaklaşıyor. 

Herkes talebesine zanaatını iyi öğretmeye çalışıyor esasen. Zanaatımız ise konuştuklarımız kesinlikle değildir. Sadece ve sadece uyguladığımız ve tatbik ettiklerimizdir.

Bir zalimin ardından söz etmek ile zalime göğüs germek arasında kocaman bir karakter farkı olduğu gibi.

Fikir uçuşmalarının en kötü tarafı kendini takip etmektir.

ŞİİR: RÜYAMDA 30 YAŞ

Klasik müzik dinleyerek uzanıyordum. Bir rüya gördüm. Dehşet içinde uyandım. Rüyamda 30 yaşındaydım. Oysa daha 7 yaşımdaydım. Nasıl olmuştu ...