Uyandığımda saatin on bir
olduğunu görmekten ve on birde uyanmış olmaktan ötürü pişmanlık duymaktan bile
sıkılmış olmak artık benim için normalleşmeye başlamıştı. Böyle bir düzene geçmiş
olmamdaki en büyük etkenin yüce doğanın acımasız olmasına bağlıyorum çünkü
yapılacak işlerim olmadığı zamanlarda en geç saat sekizde kalkardım. Her güne
yapılacak işler koyduğumda ise Yüce Gök her zamanki gaddarlığıyla benim erken
kalkmamı istemedi ve elimdeki erken kalkma gücünü tamamen benden aldı. Yüce
Gök’e olan savaşım böylece başlamış oldu. Evet, Yüce Gök’e büyük bir saygı ve
sevgi duyuyorum ancak bu durum onunla savaşmamıza engel teşkil etmiyor. Şimdi
burada bu yazıyı yazarak ona karşı olan savaşımı herkese duyurmayı amaçlamıyorum.
Bu yazıyı yazmamdaki temel amaç Yüce Gök ile savaşmamızın gerekliliğidir. Onunla
savaşmazsak eğer bizi tamamen ele geçirir ve kendi oyuncaklarından birisi
haline geliriz. Bir ağaçtan farkımız kalmaz ve Yüce Gök’ün emirlerini uygularken
kendimizi olabildiğine özgür hissederiz. Bir savaşı asla bırakamayacağımızı
çünkü kayda değer bir yaşamanın tam olarak da bir savaşın içinde olmak olduğuna
iman etmiş durumdayız. Sadece savaşmak yetmez, bir savaşın içinde olduğumuzun
da farkında olmamız gerekir. Bilinçli olmak, her an bilinçli olabilmek üzerine
gitmeli ve bu savaştan vazgeçmemeliyiz. Elbette Yüce Gök bizden çok daha güçlüdür
ve bizi her an alt edebilir ancak Promete’nin yaratıkları olduğumuzu da hatırlamalı
ve kartalların her gün ve sonsuza dek ve usanmadan ciğerimizi parçalayacağının da
bilincinde olarak savaşımızı sürdürmeli ve verdiğimiz savaştan vazgeçmemeliyiz.
Evet, her gün yenileceğiz ancak her gün savaşacağız da. Unutmayalım ki Yüce Gök
acımasızdır!