30 Nisan 2024 Salı

TANRISAL SENARYO VE KADER MEFHUMU ÜZERİNE

Tanrının varlığı ve yokluğu üzerine değil de, çalışma prensibi üzerine konuşulmasını daha anlamlı bulduğumu ifade ederek girizgah yapmak isterim. Saygılarımla.

Tanrının var olup olmamasının hiçbir önemi yoktur günlük hayatın işleyiş mantığında. Çünkü varlığı ve yokluğu günlük pratikte bir farklılığa neden olmayacaktır. Tanrı varsa daha ahlaklı yoksa daha ahlaksız veya tersi bir eylem zinciri oluşturacak halimiz yok. Hırsızlık yapmak veya yapmamak da benzer şekilde Tanrının varlığından bağımsız şeylerdir. Kişisel etiğinin müsade etmediği eylemleri yaratıcın yasaklamasada yapmayacaksın çünkü. Ancak gerçek nedir sorusunun aranması ise mesele hiçbir diyeceğim yok. 

Zihnimde tasvir edebildiğim şekli ile Tanrı büyük bir sanatçıdır. Evreni yaratırken dahi, hiçkimse yaratılış sürecine şahit değilken, bir ahenk üzerine örüntülü ve sistematik bir tiyatral yaklaşımı olduğuna inanıyorum. Güzel bir müzik bestelemek gibi. Etrafında buna şahit olacak hiç kimse olmasa bile, hatta kulakların kendi yazdığın senfoniyi işitemese bile ortaya konulan 9. senfoninin kıymetli olmasının sebebide benzer bir nedendir. Tanrı dünyayı bir sanat galerisi olarak dizayn edip insanları da bu sanat galerisinin içerisinde çeşitli eserlerin esintisinde bulunmak kaderini vermiştir. Büyük bir tablo yapılırken vurulan birkaç fırça darbesinden ibarettir ömrümüz. Bazılarımız ise ömrünü daha fazlası için renklendirir. Birkaç çizik olmak yerine bütünüyle bir obje olup tablonun içerisindeki ağırlığını artırır veya kim bilir... Bir gün tek başına bir tablo olur. Bir tiyatro oyununda büyük veya küçük bütün oyuncuların bir rolü vardır. Kiminin tek bir söz hakkı bile olmazken, kimine sayfalarca konuşma yazılmıştır. Ve hatta bu tiyatro oyunu farklı sahnelerde, farklı oyuncu kadrosuyla ve farklı oyunculuk performansı ile aynı zaman diliminde gösterimdedir kanaatimce. Kimi sahnesi geldiğinde kendini adayarak sergiler performansını, kimi ise utana sıkıla ve oyunu mahvedercesine sergiler performansını. Günün sonunda oyun bitmemiş olacağı ve insanlık tamamen yok olana kadar devam edeceği için oyun sonunda kimin oyununun daha çok beğeni toplayacağı asla bilinemeyecektir belkide. Ancak bunların hiçbir önemi yok. 
Freddie Mercury'in de bir şarkısında haykırdığı gibi. "Show must go on !" 

Tanrısal senaryonun içerisinde hangi role seçildiğimizi kesin olarak asla bilememekle beraber, ancak kendi yetenekleri ve arzularından haberi olan bir takım aklı selim insanlar oyuna tam anlamı ile katılabilir ve varlıklarını sonsuzluğa uzanacak bir sanat eserine dahil edebilirler. Bu sanat eserine dönüşme evrimini reddedip sonrasında büyük bir buhran yaşadığından şikayetçi olanlar ise ancak şuursuz olarak değerlendirilmelidir. Eğer süre sınırı olan bir yeteneğin varsa ve süren bitene kadar bu yeteneği sergilemiyorsan ( bilgisayar oyunlarında kullanılan ancak sınırlı sayıda ve çok sayıda koşulu aynı anda sağlarsan kullanabileceğin yeteneklerden gibi ) kendini şanssız veya üzgün hissetmemelisin. Büyük bir amacı - Tanrının tiyatrosunu - mahvetmiş bir seme olduğunu iliklerine kadar hissetmelisin belkide. 

Cennet- araf- cehennem betimlemelerinin ne kadar gerekli olduğunu anımsıyorum. Tanrının ödül ve ceza sistemini dahi tiyatral bir yaklaşımla gösterdiğini ve herkesin kafasında aynı şeyler canlanmasa da benzer heyecan veya korku belirtilerini kalplere doldurmaya yetmiştir Tanrının tiyatrosu. Esas amaçta budur belki. Binlerce parçalık karışık bir puzzle var önünde ve hangi parçanın nereye yerleştirileceğini, hangi sıra ile yerleştirileceğini ve neticede nasıl bir görüntüye olaşacağını dahi bilmediğin bir uğraşta bir aşamaya uğraş vererek gelindiğinde eksik parçaların tam olarak ifade edilesede varlığının hissedildiğini düşünüyorum. Bir eksik var, ancak tam olarak neyin eksik olduğunu ve bu eksikliği nasıl farkettiğini mantık çerçevesinde sesli izah edemeyeceğini düşünürsün. Ama adın kadar eminsindir ki bir parça, hatta önemli bir parça tamamen kayıptır. Diğer bütün parçaları incelemeden bile bilirsin eserin sonuna gelindiğinde bir parçanın eksik kalacağını. İşte bu ön görü çok kıymetlidir. Tanrısal senaryo devamlılığı ve kader mefhumunun değer kaybetmemesi için çok kıymetlidir. 

Tanrı ol dese olacak çeşitli olayları bir nedenselliğe bağlamış ve spontane oluşumu rutin kullanımına almamıştır. Doğal seleksiyon, evrim, adaptasyon ve daha bir sürü kavram spontane ve açıklanamayacak garip tabiat olaylarına bir mantık kılıfıdır. Kılıflardan sıyrılıp saf gerçeğe kavuşmak isteyebilirsin veya kılıfları ile saklı gerçekliğe kavuşup bir yol çizersin kendine veya hiçbir kılıftan sıyıramazsın süreci ve bir çaba da sarfetmezsin kılıfların sıyrılması için, bomboş ve mana kargaşası içinde bir hayatı tercih etmiş olursun. İnsanlar bazı gerçekleri açığa kavuşturup, gerizekalıya anlatır gibi anlatıp, yeterince anlaşılır olur ise nesiller boyunca ismi anılır bir varlığa evrilir. Gözlerimi kapattığım zaman bu anılan varlıklardan birkaçının hayalini dahi görürken gözlerimi kapattığım zaman, aklımdan geçenleri de yazma isteği duydum içimde. 

Neden olduğunu bilmediğim bu istek, belkide benim yazgımın küçük seslenişleridir. Ve benim bu gerçeklik kavgasında yeterli ilerleme sağlayabilmem için küçük seslenişlerin hepsine ihtiyacım olacak.

Özetle; Dünya bir gezegen olarak değil, yukarda bahsi geçen tiyatral oyun sergilenmesi için platform olarak dizayn edilmiştir kanaatimce. 

3 Nisan 2024 Çarşamba

Yolların Sonu

 Yolların sonu mutlak ömrün sonuyla eşdeğer görünür. Lakin yolların sonu tek başına yeterli bir kanıt değildir verilen emeğin meyvelerini görmek için. Esasında verilen selamın, alınan nefesin, dökülen terin ve edinilen yeteneklerin tamamıdır yolculuk. Bir güzel seda, iki güzel muhabbettir. Koştururken fark etmeyiz genelde, yaşamın çok büyük bir hazine olduğunu. 

Fikirlerinden ve karakterinden dolayı yaşatılan zorlukların aslında mükemmel hikayenin satırlarını oluşturduğunu. Neden bilinmez ama insanlar fikirleriyle yargılanır bu yaşamda. Yeterince makam ve mülk sahibi isen yargılanamaz oluverirsin bir anda. Makam ve mülk sahibi olmak neler katıyor insana… Ülkemde insanları susturmak ne de kolaymış aslında. O kadar alışmışız ki ensemizde tokat hissetmeye, hayallerimizin çalınmasına… Küçücük mutluluklarımız bile çok görülür olmuş, dillendirilir olmuş.

Bizler birer fide iken başlamışız eğilip bükülmeye ve şekillendirilmeye, birer parçası yapılmak için bu çarkın tüm kudreti ile eğilinmiş üzerimize. Gel zaman git zaman, elimizden ekmeğimiz alınsa bile gözlerimiz dolar olmuş sadece. Bir küçük küfür sallar olmuşuz, yumruklarımızı dahi sıkamadan. Hakkımızı savunmayı hiç öğrenemeden unutmuşuz.

Yolların sonu bunun için çok kıymetlidir. Çünkü alınan yolculuğun kıymeti vardır. 

Bizler bu düzenin içinde biraz yoğurulup, biraz ezilip kendimize bir şeyler katarken güzel insan olmayı unutmamalıyız çünkü. Çünkü geriye kalan sadece mal- mülk değil. Elimizden gelen sadece ırgatlık değil. Nefesimizi kesen sadece baskılar değil. Bunlarla mücadele edecek kudretimiz olduğunu hayal dahi edememektir. Baş kaldıramamaktır, ses çıkaramamaktır. 

1 Nisan 2024 Pazartesi

Aile Kardeş Zaman

 Kardeşlerimle geçirdiğim anları anımsar oldum bir zamandır. İyi veya kötü farketmeksizin kesit kesit gözümün önüne gelen fotograf karelerinden bahsediyorum. Annemle gece vakti kahve pişirip mutfakta sessiz sessiz yaptığımız büyük amaç konuşmalarımızı, hatta gündelik dedikodularımızı ve annemin geçmiş zamanı vadetme seanslarını da özlediğimi fark ediyorum. Babamın kendi dünyasında yaşadığı kavgayı ve dış dünyada yaşadığı sakinliği gözlerinde görmeyi özledim. Babamı anlamaya başladım. Gerçi daha önce bahsetmişimdir belki, babamı daha iyi anlayabilmek adına kendisi ile aynı işi yapıyorum. Ama böyle elimin ucuyla değil, tüm benliğimle severek ve haz alarak. Zaten bu anlarda fark ediyorum aslında babamın sevmediğim eleştirdiğim özelliklerinin nasıl kendisine yüklendiğini. Dost ve aile kazıkları, koca dünyaya karşı verilen küçük insan direnişi ve çekirdek ailenin içerisinde var olma endişesi... 

Yaşamak, bir ağaç gibi tek ve hür.

Yine de erkek kardeşimle kanlı bıçaklı olduğumuz gençlik yıllarımızın ardından geriye kalan bir sıcak tebessüm. Bir de kardeşimin kendisi var tabi. Ah hele kız kardeşim... Elimde büyümesi ve parkta koşarken bana yanlışlıkla baba demesi ile aklıma kazındı güzel hatıraları. 

Sizleri çok seviyorum ve benim gibi kendi kavganızı verdiğinizi gayet iyi biliyorum. Her ne kadar bu süreçte elinizden tutamasam da sizlerin kalben hep yanındayım. Sizlerinde aynı şekilde benim yanımda olduğunuzu bildiğim için çokça mutluyum. Bu kavgayı tek başıma vermediğimi sizler sayesinde biliyorum. 

Mutlak bir gün diyerek sizlere olan özlemimi tekrar dile getirmek istiyorum. 

Hayat sizlere hep güzellikler getirsin ve günlük hayatın koşturmacasında sizlere bizleri anımsatacak ufak dokunuşları asla kaçırmayın.

Hatırlayınız ve tebessüm ederek iyi dileklerinizi iletiniz. 

Esen kalın.

ŞİİR: RÜYAMDA 30 YAŞ

Klasik müzik dinleyerek uzanıyordum. Bir rüya gördüm. Dehşet içinde uyandım. Rüyamda 30 yaşındaydım. Oysa daha 7 yaşımdaydım. Nasıl olmuştu ...