31 Ağustos 2024 Cumartesi

BAYRAK, GÖLGESİ VE SİTEM ÜZERİNE

Ne zaman vazgeçtin gölgesine sığınmaktan?

 

Önce gözlerin devrildi yere,

Derin bir iç çektin 

Ve aklın çelindi aniden.

 

Neden geri durdun serinliğinde yaşamaktan?

 

Bedeli neydi bu terk edişin,

Neden döndün ardını, 

Toprağının kokusuna

 

Ne zaman vazgeçtin gölgesine sığınmaktan?

 

Hasret çekeceğini bilerek

Göz devirdin,

Kokusu buğday, dumanı taze,

Memleketim ekmeğine

 

Neden geri durdun serinliğinde yaşamaktan?

 

Krizler ve savaşlar

Değildi bizleri soğutan,

Açgözlülük ve hırstı.

Güvenle yürümekti, 

Arkaya bakmadan sokaklarda

Haber vermeden tanıdıklara

Bekleyin beni kapıda…

 

Ne zaman vazgeçtin gölgesine sığınmaktan?

 

Doymadılar itibarından yemeye,

Duymadılar saygı

Uğruna ölenlere,

Dönmediler özüne, 

Bir sana dönmediler.

Alnından öpülesi yüzüne, 

Bir defa gülmediler.

 

Neden geri durdun serinliğinde yaşamaktan?

 

Düzeltecek gücü bulamadı,

Düzensizlik düzeninden bunaldı.

Hak etti ancak yetmedi,

Yaşamana değil,

Ölmene hükmetti.

 

Ne zaman vazgeçtin gölgesine sığınmaktan?

 

 

Saygılarımla... 

 

 

30 Ağustos 2024 Cuma

ZARURİ OLGUNLUK VE GERZEK ŞIMARIKLIK

Olgunluk, ağırbaşlılık gibi özellikler insana doğuştan yüklenen özellikler değil muhakkak. Aynı ana babadan doğma ile elde edilen genetik bir hastalık da değil kabul ederseniz. Ne oluyorda küçük bir çocuk kaya kadar ağır olabiliyorda, kırk yaşında bir adam bulunduğu yerde bir dal kadar hafif kalabiliyor?

Sorumluluk... Haftalık harçlık verilen, parasını o hafta için planlamak zorunda olan çocuk ile günlük harçlık alan çocuk arasındaki fark gelir aklıma. Belirli bir zaman dilimi içerisinde, rasyonel ve ütopik düşüncelerini birleştirip kendin için yol haritası oluşturabilmektir belkide sorumluluk. Yatağını toplayabilen çocuk daha düzenli olur, örtüsünü yatağın üzerine seremeyen çocukla mukayese edildiğinde. Güzel ancak yeterli değil. 

Kendisine hiçbir sorumluluk verilmeyen çocuk ne yaparsa yapsın gerçek bir yetişkin olamıyor. Gerzek bir şımarık olarak büyütülen çocuklar insanların gözüne batmıyor maalesef. Gerzek şımarık çocuklar, geleceğin gerzek şımarık yetişkinleridir çünkü. 

Bilinçli büyüyen, yerine getirmesi görevleri olan çocuklar zaruri olgunluklar olarak değerlendirilir nezdimde. Hayatta kalma becerileri yüksek olan, taş taş üzerine koyabilen varlıklardır. Yolda koca bir kaya var ilerleyemiyorum demezde kollarını sıvazlayıp taşı yerinden kaldırmaya çabalar. Becerip becerememesi önemli değildir zaruri olgunların. Onlar hep bir mücadele içinde olacaklardır ve mücadele ederken öleceklerdir. Ne kutsal bir ölüm…

Gerzek şımarıklar topluluk halinde çok güçlüdür, cehlin karanlığında insanoğlunun üzerine veba salgını gibi yayılır. Zaruri olgunluk asla topluluk halinde manasız hareketler sergilemez ve kendi içinde hakikati arar ancak cehlin karanlığını bilim ışığında aydınlığa çıkaracak kadar parlayamıyorlar maalesef. Umarım bu tespit günün birinde eksik veya yanlış olarak görülür. Yanılmayı ümit ediyorum yani. Yüce fikirlerim konusunda, beni yanıltmasını umduğum çok nadir düşünce vardır ve birisi budur.

Sorumluluk bilincinin, olduğumu düşündüğüm temelde tek başına yeterli olmadığı kanaatindeyim. 

Sanki bir şeyler daha var. 

Olmalı.

İnanmak değil, bilmek istiyorum. 

Daha fazlasına inanmak değil, daha fazlasını bilmek istiyorum.

Saygılarımla…


10 Ağustos 2024 Cumartesi

Yorgun Savaşcı Evine Geri Dönebilecek Mİ?

 Hayatta bir mücadelemiz olması gerekiyor ki hareketlerimiz, davranışlarımız, konuşmalarımız ve eylemlerimiz belirli bir çizgide olsun. Buna omurgalı olmak da deniyor, yani bir kemik yığınına bağlı olmak, o kemik yığınının etrafında gelişmek. Yani eylemlerimizin belirli bir tutarlılık içermesinin ve eğreti olmamasının tek yolu bir omurgaya sahip olmaktır. Yaşadığımız ortamda sürekli olarak savaşlar var. Yaşamda kalabilmek için her canlı bir başka canlıyı yiyor. Bu kadar acımasız bir evrende yaşadığımızı unutmamamız gerekiyor, unutmamamız gerekiyor ki yoruldum diyerek bir kenara tünemeye yüzümüz olmasın. 

Çocukken abimle birbirinin aynısı olan kolyelerden alır boynumuza takar ve yıllar sonra kaybolduğumuzda birbirimizi kolyelerimizden tanıyacağımızı düşünürdük. O kolyeler her seferinde kaybolurdu ve biz ne zaman havalı bir kolye görsek hemen satın alır, tekrar aynı şeyleri söyleyip düşünür ve yine kolyelerimizi kaybederdik. Çocukluk yıllarımız geçince abim de ben de kaybolduk, üstelik birbirimizi tanımamızı sağlayacak ve bizi yola getirecek kolyelerimiz de defalarca kaybolmuştu. 

Omurganın etrafına saramamıştık kolyelerimizi, kolyelerimizin ipi etimizi tutuyordu sadece. O yıllarda sahip olmadığımız omurgamız ise geç olgunlaştı, sebebi önemli değildi bunun, varsayalım d vitamini eksikliğiydi sebebi, ne fark eder, neye yararı olur. Sonuçta bir omurga olmayınca kalıcılığı da az oluyordu kolyelerin. 

Büyük amaçların insanları ise sağlam bir omurganın etrafına dizer eylemlerini ve kolyelerini. Tasma ise ete geçirilir. Familyal bir oluşum kurmamız gerekli bizim, biz kaybolmuşken yurduna dönememişlerin.

 Aileyi baz alan bir oluşumda en önemli şey, mutlu olduğun yani geri dönmek isteyeceğin, geri dönmek için en büyük fedakarlıklardan çekinmeyeceğin bir ailenin olmasıdır. 

Bu aileyi oluşturmaktan başka çaremiz yok. En büyük amacımız bu olmalı, amaç bu olmalı ki yazımın başlığının bir anlamı olsun. Yorgun savaşçının evine dönebilmesinin ilk önce savaşçı için önemli olması lazım. Kaybolan savaşçımız "Bana ne ya, ben de burada kurarım yuvamı!" diyorsa eğer bu hayatın hiçbir epik-yaşamaya değer yanı kalmaz. 

Evet, soruyorum size şimdi, yorgun savaşçı evine geri dönebilecek mi? Büyük bir anlamı var mı bu sorunun sizin için? 

ŞİİR: RÜYAMDA 30 YAŞ

Klasik müzik dinleyerek uzanıyordum. Bir rüya gördüm. Dehşet içinde uyandım. Rüyamda 30 yaşındaydım. Oysa daha 7 yaşımdaydım. Nasıl olmuştu ...