Nizamı alem için yola çıktığını düşünen abi ayı,
Kendi çevresinde, yaşadığı dünya ve gerçeklerinden habersiz şekilde kardeşleri ile birlikte kendi sınırlarından fazlasını hayal eden abi ayının eninde sonunda kendi ayılığını kabul etmesi hüzünlü bir hikayedir.
Bütün çocukluğu döneminde ulu bir hakan olacağına inanmış, çevresine düzen, aleme nizam olacağı inancı ile büyütülmüş, dini ve sosyal gerçeklikten uzak bir hayal dünyasında yetiştirilmiş olması neticesinde kendi kendine bir halt olacağını düşünmüştür. Bu düşünceler ve hayaller ile kendisini kendinden fersah fersah ilerde olan imparatorlar, düşünürler, bilim insanları, komutanlar ve askerler ile kıyaslamış olan ayının günün sonunda bal peşinde koşan yırtıcı bir hayvan olduğu gerçeğini malesef gölgelemiştir. Kendisinin farklı olduğuna, yüceler soyundan geldiğine inanmış olsa da aslında ancak bir hayvandı. Kendi doğal yaşam alanını ve tabiatının farkında olmayan bir hayvan.
İlüzyonlar ve hayaller, sanal gerçeklikler ve gündemler ile geçen sahte bir çocukluk ve erken gençlik sonrasında bir gün ulaşması gerektiğini düşündüğü ulu kadere ulaşma düşüncesiyle hareket etmeye devam etti. Kendisinin dönüşeceği varlığı hiç hayal etmemişti oysa. Uzun uzun anlatmak için belki daha sonraları yazacağım ancak şimdilik gelişme kısmından bahsetmeyeceğim.
Bir kapıdan girdi ve sınandı ayı. Kendisi ile, bildikleri ile, doğruları ve yanlışları ile sınandı. Kişiliği ve karakteri ile sınandı. Ateş ile sınandı. O gün geldiğinde aslında bir hiç olduğunu kabul etmek zorunda kaldı ayı. Tüm benliğini kaybetti. Bıraktı gerisinde. Bıraktırıldı. Kendisinden daha tehlikeli hayvanlar olduğu gerçeğini karanlık ormanda daha önce hiç tatmadığı yaralar alarak gördü. Etrafındaki mahlukat kendi sınarken sadece hayatta kalmaya çalıştı. Gözleri kapalı değildi aslında ancak etrafındaki karanlık kendisini kör etmişti. Bilemiyordu darbelerin nereden geleceğini, nerden bilsin ki? Bütün geçminde sanal bir refleks geliştirmişti kendine. Sonra karanlık kendisine eskisi kadar karanlık gelmemeye başladı. Bu karanlık içinde debelenmesi ve hayatta kalma mücadelesi esnasında acaba kardeşi olan ayı ne alemde, nasıl bir kavga veriyor diye düşündü. Acaba rahat bir patika ile düşündüğü kudrete ulaşabildi mi sorusu belirdi öfkeli beyninde. Ve ulaklar vasıtası ile ulaştı kardeşi olan ayıya. Benzer darbeler ve mücadeleler içinde olduğunu öğrendi. Ama abi ayı hayatı boyunca mücadeleleri esnasında yaralanan kardeş ayının yanında olmaya çalışmasına rağmen elleri kolları bağlıydı bu sefer. Bu sefer farklıydı. Kendisi de mahkumdu gerçek dünyaya. Kardeş ayının da benzer sanal gerçeklik içinde büyüdüğünü hatırladı ve birbirlerine benzer şeyleri tembihlediler. Ölmemeliyiz. Bu savaşı hayallerimizi gerçekleştirmek için vermiyoruz dediler, ikisi de birbiriyle iyi anlaşan hayvanlar olmamasına rağmen belki de hayatlarında ilk defa birbirlerini tamamlamaya başlamışlardı. İkisi de farklı ormanlarda benzer karanlıklardaydı.
Süreci de yine daha sonra başka bir hikaye içerisinde anlatmayı planlıyorum. Belki anlatırım daha doğrusu. Ormandaki karanlık aydınlanmaya başlamamıştı ancak ayılar artık görüyordu. Karanlıkta o kadar uzun kalmışlardı ki gözleri karanlıkta seçer olmuştu gerçekleri. Gerçek idealleri yoktu. Sadece hayatta kalmaya çalışıyorlardı. Ve gayet iyi hayatta kalıyorlardı. Ormanı bırakıp kaçmayı düşünmüyorlar ve ormanla kavgalarını devam ettiriyorlardı. Ayılar birbirini görünce gözlerindeki ışığın söndüğünü, daha farklı bir ateşin yandığını ve gözlerinde yanan o "farklı ateşin" sadece ormanda sınananlara has olduğunu fark edeceklerdi.
Yaşadığı dünyada ayı artık doğru yerlere bakıyor, doğru sözler söylüyor, doğru adımlar atıyordu. Bu doğruluk ne dürüstlüktü ne de erdemdi. Sadece gereklilikti. Bunu en iyi kardeş ayı anlardı. Gerçi sonra sonra öğrendiler ki baba ayı da benzer bir ormanda sınanmıştı ancak yavru ayılara sanal bir dünya, zahiri bir dal vermişti tutunmaları için. Aynaya derin bakışlar atıp kendi gözlerinin içindeki boşluğu fark edemeyen ayıların yaşam mücadelesi hiç de kahramanca değildi. Ama artık bunun hiçbir önemi yoktu.
Mevcut durumlarını düşününce, bir ayının ayılığını kabul etmesinden daha güzel ne olabilir ki?
Saygılarımla.